31 Ağustos 2017 Perşembe

MÜZİK DEMETİ


Sıla/Mabel Matiz-Muhbir
Sam Smith-Writing is on the Wall
Kubat/Funda Arar-İnce İnce
Emel Sayın-Başıboş Saatlerde
Işın Karaca/Sefa-Sevmekten Anladığım
Taylor Swift-Out of the Woods
Dr. Hook-Sylvia's Mother
Abdülkadir Meragi-Amed Nesim-i Subh-Dem
Münir Nurettin Selçuk-Dumanlı Başları Göklere Ermiş
Zeki Müren-Yörük de Yaylasında Yaylayamadım
İsmail Baha Sürelsan-Güle Sor Bülbüle Sor
Ottorino Respighi-Pini di Roma
Rossini-Mille Grazie Mio Signore (Sevil Berberi)
Bizet-Je Crois Entendre Encore
Mauro Giuliani-Guitar Concerto No:1
Denis Milhaud-Scaramouche
Boby Solo-Una Lacrima Sul Viso
Skeeter Davis-The End Of The World
The Sound of Music-Edelweiss

Üç mücevher:

Mozart-Greensleeves
Brothers Four-Green Leaves of Summer

Brothers Four-Greenfields

Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun. Kurban olurum size. Yepi yav yepi yey. Yav he he yav.

29 Ağustos 2017 Salı

FARGO


Fargo, Coen kardeşlerin eski filmlerinden. Belki de en iyi filmleri. Barton Fink, Büyük Lebowski, İhtiyarlara Yer Yok gibi herbiri ünlü olan birçok filmleri var bu iki yönetmen yapımcının. Tarantino gibi onların da kendilerine ait bir sinema evreni var.

Filmde, bir araba galericisi, zengin kayınpederinden fidye almak için kendi karısını kaçırttırır. Fakat işler karışır ve çığırından çıkar, cinayetler olur. Fargo, Amerika’da Kuzey Dakota’da bir şehir. Kuzeyin soğuk ve karlı buzlu şehirlerinden.

Filmde Steve Buscemi, William H. Macy gibi klas karakter oyuncuları var. Doğa ve müzikler de iyi filmde. İnsan galerisi gibi bir film. Küçük çıkarların doğurduğu büyük felaketler. Sıradan insanların hayatlarındaki küçük oyunlar ve suçlar.

Coen kardeşler, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, Fargo adlı filmlerinin dizisini yaptılar. Üç sezon oldu şimdilik. Olaylar, Minnesota’nın küçük şehirlerinde, kasabalarında geçiyor. Ancak, her olay eninde sonunda, Fargo şehrine bağlanıyor.

Dizi, filmden ilham alıyor. Yine soğuk, kar, buz, bembeyaz bir doğa. Sıradan insanlar. Bu insanlar, küçük çıkarlar için küçük hatalar yapıyorlar. Ama bu hatalar zincirleme büyüyerek büyük dramlara yol açıyor. Sonunda olaylarla ilgili kişilerin hayatı alt üst oluyor.

Üç sezonda da karizmatik katiller var. Katiller, kötüler çok başarılı, iyiler ise beceriksiz. Üç katil de çok etkileyici. İyiler ise hep çaresiz. Dizi, sakin ama dram dolu ve bütün olaylar aynı zamanda çok komik.

Yine doğa, müzik, çok iyi. Kahramanların filozof konuşmaları da eğlenceli. Bu konuşmalar hiçbir yere varmıyor. Neden söylendikleri de belli değil. Dizinin oyuncu kadrosu çok çok iyi. Billy Bob Thornton, Patrick Wilson, David Thewlis, Kristen Dunst, Martin Freeman, örneğin.

Unutulmazlar arasına girecek bir dizi. 

27 Ağustos 2017 Pazar

CANTERBURRY HİKAYELERİ



Geoffrey Chaucer

Dover Yayınevi

Canterburry hikayeleri, dünya üzerindeki en eski metinlerden biri. Yaklaşık sekizyüz yıl önce yazılmış.

Şekspir’den bile önce. Şekspir, belki bu kitabı örnek almış olabilir. Eski metinlerin çoğunda olduğu gibi bu kitap da şiirler halinde yazılmış. Şiir şeklinde yazılmış hikayeler.

Eski İngilizce bu tabii ki. Ortaçağ İngilizcesi. Ancak, bu eski, değişik İngilizce sonra modernleştirilmiş. Ortaçağda, sıradan halk konuşurmuş İngilizceyi. Çünkü o zaman Latince var.

Bu hikaye kitabı insanları anlatıyor. O dönemin insanlarını. Bir grup insan yola çıkıyor, bir handa konaklıyor, sonra tekrar yola çıktıklarında, yolda sıkılmayalım diye birbirlerine hikayeler anlatmaya başlıyorlar.

Hikayeler, herhalde gerçek hayat öyküleri. Genelde eğlenceli, mizah dolu öyküler. O günlerin yaşamını okuyoruz. Bu nedenle belge olarak da çok önemli.

Dünya edebiyatının başyapıtlarından.

Not:4/4

WILLARD VE ONUN BOWLING KUPALARI



Richard Brautigan

Altıkırkbeş Yayınları

Brautigan, ülkemizde sevilen yazarlardan. Amerika’da Alabalık Avı, bizde en tanınan romanı.

Ünlü Beat Kuşağından o. İkinci Dünya Savaşı sonrasında edebiyatçıların oluşturduğu kuşak. Kerouac, Ginsberg ve diğerlerinin kuşağı. O dönemin öncüleri, asileri, hayatları yollarda geçenler. Hippi dönemi.

Bu romanı, komik ve hüzünlü, yazarın. Tüm kahramanları, kayıp insanlar. Hiçbiri akıllı değil, hepsi hafif kırık. Anc ak çok sevimliler. Beyzbolda iyi olan Logan kızkardeşler birçok kupa kazanırlar. Evlerindeki bu kupalar bir gün kaybolur.

Logan kardeşler, kupaları nerede bulacaklarını bilemezler. Bu yüzden, yola çıkarlar, şehir şehir gezerler, elbette bulamazlar. Kupalar ise, ikisi de birbirinden tuhaf bir çiftin elindedir.

Kendine özgü, yumuşak dilli bir yazarın kendine özgü romanı. Yer altı edebiyatını sevenler için. Ancak, herkese göre değil.

Not:2/4

26 Ağustos 2017 Cumartesi

GÖRÜNMEYEN



Mari Jungstedt

Beyaz Baykuş Yayınevi

Görünmeyen, son yıllarda yaygınlaşan ve çok sevdiğimiz Kuzey polisiyesi örneklerinden biri. Türkçeye yeni çevrilen bir yazar ve yeni bir polisiye serisi.

Serinin ilk kitabı bu, Görünmeyen. İsveç’in Gotland adasında geçiyor bu kitaptaki olaylar. Ada, turistik bir yer, sakin, huzurlu. Ancak, arka arkaya üç genç kadın öldürülüyor.

Medya cinayetlere ilgi duyuyor ve adaya geliyor. Polis de katilin peşinde. Bu üç kadın arasında bir bağlantı olmalı elbette. Bu bağlantıyı bulmak kolay değil.

Kuzeyin soğuk ortamında geçen polisiyeler nedense çok çekici oluyor. Kuzeylilerin neden iyi polisiye yazdığını incelemek lazım. Pek cinayetin olmadığı ülkelerde en iyi cinayet romanları yazılıyor.

Görünmeyen, polisiye sevenler için iyi. Umarım, serinin devamını da okuyabiliriz.

Not:3/4

SON SIĞINAK



Reşat Nuri Güntekin

İnkılap ve Aka

Son Sığınak, yazarın son romanı. O öldükten sonra ortaya çıkmış, o yüzden düzeltilmemiş, roman içinde arada ufak tefek havada kalan durumlar, cümleler var. Ama farketmiyor. Reşat Nuri yazmış sonuçta. Yazarı sevenler için yine iyi bir roman.

Bir tiyatro romanı, tiyatro sevgisi. Romanın gerçek yaşamdan alındığı da belli. Bu anlamda, bir belge olarak da hoş bir roman. Bundan yüz yıl öncesinde, Darülbedayi’ye rakip olarak kurulan bir Anadolu tiyatrosunun turnesini bize anlatıyor. O dönemin yaşantısını okumak keyifli, öncelikle.

Eski bir asker, bir tren yolculuğu sırasında, trenin bir süreliğine durması nedeniyle, küçük bir ilçede kalır. Trende ve ilçede birçok kişi ile tanışır. Bu kişilerle birlikte bir tiyatro kumpanyası kurmaya karar verirler. Grup, İstanbul’da kurulur ve turneye çıkarlar. Anadolu’yu gezerler ve sevilirler.

Tiyatro macerasını izlerken bir yandan da gruptakilerin hayatlarını okuruz. Başlarına gelenleri öğreniriz. Yani hem tiyatro açısından hem de insanların yaşamı açısından ilgi çekiyor, merakla okunuyor.

Reşat Nuri sevenler zaten okur, hiç okumamış olanlar ise bu romandan başlamasın.

Not:3/4

25 Ağustos 2017 Cuma

ROGER WATERS



Rock tarihinin en önemli iki müzik grubundan biri olan Pink Floyd’un, diğeri de The Beatles, basçısı Roger Waters, yaklaşık 25 yıl sonra yeni bir albüm çıkardı ama ne albüm.

Waters, Floyd’un en etkili üç elemanından biri. Syd Barrett ilk ağır toptu, sonra Waters geldi, en son da Gilmour. Waters, yaklaşık 35 yıldır Pink Floyd’dan ayrı. Solo albümler yapmıştı birkaç tane. Hepsi de elbette Pink Floyd müziği idi. Ya da devamı gibi.

Waters, hep hüzünlü, karamsar ve öfkeli müzik yaptı, şarkı sözleri hep böyle oldu. İkinci Dünya Savaşında babasını kaybeden kuşaktan o. Savaştan hep nefret etti. Dünyanın gidişini hiç iyi görmedi. Halen de öyle. Şimdi daha da karamsar. Eskiden Thatcher, Bush, dönemlerini eleştirirdi. Şimdi artık Trump dönemini.

Pink Floyd, en son 3 yıl önce albüm çıkarmıştı, Gilmour artık bu son demişti. Silent River, yumuşak ve huzurlu bir albümdü. Bir Gilmour dokunuşu çünkü o. Elegant Touch diyebiliriz ona. Ama şimdi Pink Floyd’un kötümseri, şairi Waters müthiş bir albümle döndü. Yani, bir Dark Touch.

Waters, bu albümde bizi doyuruyor. Tam Pink Floyd tarzı bir albüm. Waters dönemi Pink tarzı. Müzik, Final Cut’ı andırıyor. Sözler ise işte bizim Waters. Karamsar ve öfkeli, her zamanki gibi. Waters, o uzun yıllar içinde müzikte hiç geriye gitmemiş.

Baştan sona yine bir opera gibi albüm. Bütün şarkıları ve sözleri iyi. Özellikle Smell the Roses ve Deja Vu adlı şarkılar, Waters’ın başyapıtları gibi. Bu kadar da Pink Floyd şarkılar yani. Mükemmel.

Is this the life what we really want?, gerçekten de istediğimiz hayat bu mu? diye soruyor, şarimiz.

24 Ağustos 2017 Perşembe

ÖLMÜŞLER


Korku ve gerilim filmleri iyi gelmiyor. Heyecan için, korku için, germek için, bizleri soluksuz bırakmak için çekilen bu filmler beni üzüyor.

Bu tür kitaplar da üzüyor, ağlatıyor. Ölen insanlara gözyaşı döküyorum. Bir seri katil birkaç kişiyi öldürüyor. Her ölenin ardından üzülmek, ağlamak hiç de kolay değil.

Veya bir terör filmi. Toplu ölümler. O zaman daha da zor. Ölen yüzlerce insan için gözyaşı dökmek hem üzüyor hem de ağla ağla bitmiyor. Gözyaşı kalmıyor insanda.

Ölümlerin olmadığı komediler, aşk filmleri, romanları daha faydalı en azından. Üzmüyor, ağlamak zorunda kalmıyorsunuz her gülenin ardından.

Gözyaşıyla kalsa iyi. Bir de dua var. Bütün romanlarda, filmlerde ölen insanların, kahramanların ardından dua etmek de zor iş. Birkaç kişi olsa iyi. Birkaç roman kahramanı için dua etmek, onların cennette mutlu olmasını dilemek, bu yapılabilir.

Ama ölen onlarca insan için dua etmek, ettiğimiz duaların sonunda her birinin ismini saymak, zorluyor insanı. Onun için izlememek lazım, okumamak lazım bu tür eserleri.

22 Ağustos 2017 Salı

KADER


Kader bizim apartmanda üç numarada oturuyor.

Kader hanım teyze. Bir kızı var evli. İki torunu var. Arada bir onları ziyarete gider.

Hafta sonu kapımı çaldı. Bana bir otobüs bileti alır mısın, diye sordu. Tabii alırım teyzecim, hangi saat olsun, gece mi gündüz mü, kaç numaradan bilet alayım, dedim.

Gündüz gideyim, akşam varayım dedi. Numarayı da sen seç işte diye ekledi.

Olmaz Kader hanım teyze dedim. Biletini alırım ama koltuk numarasını sen seç. Ya neden ki, alıver işte dedi.

Yok dedim teyzecim. Numarasını ben seçmem, sen seç. Diyelim aldım işte, üç numara veya otuzüç numara, sonra mesela kaza oldu, senin ayakların sakatlandı. Sonra ben bunun vicdan azabından kurtulamam ki.

Kaderini bana seçtirme Kader teyze.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

ŞARKI DALGASI


Elyon-Andante
Stavros Lantsias-Vals of the Eyes
Ai Wa Hana/Kimi Wa Sono Tane/Harumi Miyako-Only Yesterday
Joan Osborne-What If God Was One Of Us
Fanny de Aguiar-Sinking Deep
Alina Orlova-Vaiduokliai
Şebnem Ferah-Benim Adım Orman
Sevcan Orhan-Bahçada Yeşil Çınar
Bergen-Sen Affetsen Ben Affetmem
Sedef Güneş-Gel Ulan Başım Belada
Violetta-Video Musical "Luz, camara, accion"
İnce Saz-Çok Aşığın Var Diyorlar
Jealous of the Birds-Tonight I Feel Like Kafka
Gökhan Özen-Sen De Çekip Gitme Dayan Be Umudum
Cengiz Kurtoğlu/Hakan Altun-Yorgun Yıllarım
Trella-Crash
Beşinci Mevsim-Kırık Oyuncak
Funda Arar-Hayatın Hesabı
No Method-Let Me Go
Güven Yüreyi-Sen Maşallah

20 Ağustos 2017 Pazar

KİTAPLAR ARASINDA 5


İki Kişilik Rüyalar, Fatma Barbarosoğlu
Karaduygun, Sema Kaygusuz
Kuzgunun Şarkısı, Neslihan Acu
Bazen Hayat, Sine Ergün
Burası Tekin Değil, Sine Ergün
Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz
Aşkın Gölgesi, Gülşah Elikbank
Beni Çocukluğumdan Öp, Günhan Kuşkanat
Civan, Müge İplikçi
Gelmiş Bulundum, Edip Cansever
Bir Umuttan Bir Sevinçten, Refik Durbaş
Yaz Geçer, Murathan Mungan
Bahar ve Şehla, Ahmet Telli
Zen Ustaları, Kafka Yayınları
Yunus Emre Divanı'ndan Seçmeler, Büyük Adım Yayınları
Zen Eti Zen Kemiği, Paul Reps
Yasımı Tutacaksın, Lapierre ve Collins
Türkiye Rock Tarihi 1, Güven Erkin Erkal
Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm
Kalplerin Azığı, Ebu Talib El-Mekki

Dört dörtlük kitapları yazmaya devam ediyorum.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 8


GÜLKURUSU ÖYKÜLER

Gonca Keskin

Sevgili arkadaşımızdan hayret verici bir ilk kitap. Baştan sona biraz hüzünlü bir edebiyat eseri.

Öncelikle ismi çok iyi ve nostaljik. Yazar sanki defterinin arasında sakladığı gülkurusu öykülerini sunmuş bize.

İlk bölümde kısa öyküler var. Öykülerin hemen hepsi buruk acı. Hastalıklar, acılar, ayrılıklar, deprem, aile, kadınlık sorunları gibi hemen hemen tümü günümüzün genel sosyal konuları olan bazı ortak yaşamsal kodlarımızı arkasına alan minik öyküler. Hepsi hüzünlü ama yazarın bize sunuş tarzı onları hüzünlü olmaktan çıkarıp edebi bir tada götürüyor.

Minik öyküler ancak üstünde titizlikle durulduğu belli. Edebi tat tabii ki sözcüklerden ve onların gündelik konuşma dilinden çıkıp soyut ve edebi bir anlama ulaşmasından geliyor. Hepimizin yaşadığı olayları sanki biraz şiirsel gerçekçi bir atmosferde okuyoruz.

İkinci bölümde ise yazarımız iç seslerini, kendi deyimiyle hiç seslerini bize açmış. Bu kısa yazılar daha kişisel ve yazarın sevdiği insanlara bir seslenişi, yazılı bir saygı gösterisi.

Yani kitap hem evrensel hem de kişisel. İlk bölüm edebiyat ikinci bölüm edebi günlük gibi okunabilir.

Bir ilk kitap için çıtası çok yüksek bir çalışma. Arkadaşımızı kutluyoruz. Yine yazsın.

Not:4/4


Arkadaşımız, blogunda kitabı nasıl yazdığını da anlatıyor. Gonca, çok eski blog arkadaşımız. Bir blogunda kişisel yazıyor diğer blogunda okuduğu kitapları.

17 Ağustos 2017 Perşembe

TAŞ KINASI



Taş kınası taştan yapılıyor. Eğlence için.

Taşın şekline bağlı. Uygun taş bulununca yapılıyor.

Taşın üstüne tükürüyoruz. Yine taşla tükürüğün üstünü yuvarlıyoruz. Rengini alana dek tükürmeye devam ediyoruz. Kına iyi tutsun diye. Yani kına, tükürük ve taştan yapılıyor.

Sonra da o taşla kınayı elimize sürüyoruz.

Yani işte, taşın üstünde tükürükle kına yapılıyor. İnsan kına olup da eline sürülünce çok şaşırıyor. Kına yapıldıktan sonra on dakika bekletilirse daha çok kalıcı oluyor.

Az beklersen üç gün sonra kayboluyor. Uzun sürmesi için biraz beklemek lazım. Eline sürüp koklayınca gerçekten de kına kokuyor.

Taşın beyaz kısmına kendi tükürüğümüzü yapıyoruz, sonra taşın üzerinde yuvarlayınca kına kendiliğinden oluyor.


16 Ağustos 2017 Çarşamba

MERYEM



Yeni yazlık dizilerden Meryem henüz üçüncü bölümde ama çok heyecanlı ilerliyor.

Kore dizisi uyarlaması olan dizide aşk var ölüm var ihanet var intikam var gizem var. Yani sürükleyici bir dizi için her şey var.

Bir genç savcı araba kazası yapar. Yanında da sevdiği kız vardır. Kazada bir kadın ölür. Savcının sevdiği kız Meryem, sevdiği erkek için bir fedakarlık yapar ve suçu üstüne alır, hapise girer.

Savcı, suçunu gizlemek için elinden geleni yapar. Ölen kadının sevdiği erkek ise Meryem’in peşindedir. Onun hayatını karartmak ister. Meryem’in aslında bir suçu yoktur ama sessiz kalmayı seçer.

Elbette, olayın arkasında başka gizemli durumlar da vardır. Olaya karışan herkes olayı çözmek veya kapatmak ister.

Dizi, sürekli olarak dramatik olaylarla ilerliyor. Çıkar çatışmaları insanlara bir dolu yanlış kararlar verdiriyor.

Kurgu heyecanlı, hiç sıkmıyor, aksine ne olacak acaba diyerek bölümlerin sonuna geliniyor.

Kalp Atışı, Ateş Böceği, Dolunay gibi yumuşak dizilerin yanında bir de sert dizi iyi geliyor.

15 Ağustos 2017 Salı

ARMUT AĞACI


İki amcam kendi işleri yanında bahçecilik yapmayı da severler.

İkisi de armut yetiştirmeye karar verdi. İki bahçe aldılar ve ağaçları diktiler.

Birinin armutları iri, sulu, güzel oldu. Diğerinin ise armutları küçücük oldu.

Küçük olan tabii ki buna kafayı taktı. Kardeşini aldatmaya karar verdi. Bir gün, büyük ve sulu armutlar alıp kendi bahçesine gitti ve küçük armutlar yerine büyükleri astı. Hepsini iğneyle, bantla dallara yapıştırdı.

Ertesi gün akşamüstü, hava kararırken kardeşini de alıp bahçesine götürdü. Kardeşi, alacakaranlıkta ağaçlara baktı ve şaştı kaldı. Nasıl becerdin diye sordu. Armutları ellemek aklına gelmemişti.

Ertesi gün gündüz gözüyle bahçeye gidince gerçeği anladı. Sonra da çok güldüler.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ PATLICAN KIZARTMASI



Bir bostan patlıcanı bir parmak kalınlığında yuvarlaklar halinde kesilir. Kızartılırlar.

Bir tabağa kağıt havlu konur, kızarttığımız patlıcan dilimleri üstüne konur, yağı çeksin diye.

Bir kapta tulum loru, maydonoz, karabiber karıştırılır.

Ayrı bir kapta iki yumurta kırılr, iyice karıştırılır.

Her bir iki patlıcan diliminin arasına lor karışımı konur, hamburger gibi.

Sonra yumurtaya bulanır ve tekrar kızartılırlar.

En sonda istenirse üzerlerine maydonoz da serpiştirilebilir.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

YENİ BİR HAYAT



Halit Ertuğrul

Nesil Yayınları

Halit Ertuğrul hoca, çok sayıda kitabı olan ve kitapları da çok satan bir öğretmen. Kendisi bir eğitimci olduğu için kitapları da romanları da biraz ders gibi.

Çok okunan ve tutulan romanları var. Bu romanlar genelde çok sayıda kişiye rehber olan, ışık tutan kitaplar. Bu nedenle, ona mektup yazan da çok.

Bu mektupların her biri birer ibret öyküsü gibi. Kendilerinin yanlış yollarda olduğunu düşünen özellikle çok genç insanlar, Halit Ertuğrul hocanın bazı kitaplarını okuyarak, örneğin Kendini Arayan Adam, değişime uğruyorlar, kendilerinin doğru buldukları yönde hayatlarını değiştiriyorlar, hemen hemen hepsi de kendini dine veriyor.

Bu kitapta da çeşitli zamanlarda hocamıza yazılan mektuplar var. Hemen hemen tümü dramatik hayatlar bu mektuplarda yer alanlar. Örneğin, hayatı ciddiye almayan ve çok para harcayan genç kızlar. Mektupları yazanlar, hocamıza, onun kitapları yoluyla nasıl bambaşka biri olduklarını anlatıyor.

Bu kitap da diğer kitapları gibi, kolay okunan, hafif bir eser. Ancak, içerikler, yani mektuplar yoğun hepsi. Kitap, 52. baskısında. Bu da herhalde, bizlerin her zaman arayışta olduğumuzu gösteriyor.

Hocamızın kitapları, kendi içinde bir tür. Eğitici kitaplar.

Not:2/4

11 Ağustos 2017 Cuma

MÜZİK



Della Miles-Yalnızım Ben
Zamiq Hüseynov-Kaman
David Guetta-Hey Mama
Major Lazer and DJ Snake-Lean On
Punch-Stay With Me
Yalın-Kader Ne Söylüyorsa
Charlie Puth-We Don't Talk Anymore
The Piano Guys/Lindsey Stirling-Mission Impossible
2NE1-Come Back Home
G Dragon-Süperstar
Snow Patrol-Called Out in the Dark
Lemon Tree-Fools Garden
Winner-Really Really
Bee Gees-Holiday
10cc-Things We Do for Love
Maximilian Hecker-The Whereabouts of Love
Dick and Jane-Sidney York
Reamonn-Tonight
Elif Çağlar-Jamaica
Elif Çağlar-You Got Me

9 Ağustos 2017 Çarşamba

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI



Ferenç Molnar

YKY Yayınları

Tüm zamanların en iyi çocuk romanlarından biri.

Budapeşte’de geçen romanda bir grup çocuk bir arsada toplanıp çeşitli oyunlar oynarlar. Aralarında rütbeler de vardır. Komutan, subaylar ve erler. Aslında bir tane er vardır. O da en küçükleri Nemeçek. En küçükleri olmasına rağmen arsayı ve arkadaşlarını en çok seven ve benimseyen de odur.

Nemeçek’in grubunun başkanı da Boka’dır. Nemeçek, Boka’ya çok bağlıdır. Bu bir grup çocuk fakir ailelerin çocuklarıdır. Okul dışında arsada zaman geçirirler. Bir gün zengin çocukların çetesi, bizimkilerin arsasını ele geçirmek ister. Ve iki çete arasında bir savaş başlar.

Romanda geçen yer adları hepsi gerçek. Yıllar sonra Budapeşte’de bu çocukların heykelleri de dikilmiş. Nemeçek, Boka ve arkadaşlarının hikayesi sevimli, hüzünlü bir arkadaşlık öyküsü.

Pal Sokağı Çocukları dünya çocuk klasikleri arasında en sevilenlerden biri. Çok da duygusal bir roman. Ancak, Küçük Prens, Peter Pan gibi klasiklerle birlikte anılabilecek ve unutulmayacak, defalarca okunacak bir başyapıt.

Not:4/4

8 Ağustos 2017 Salı

BABAANNEM


Babaannem yerli dizileri, filmleri sever, izler. Hep birlikte olduğumuz zaman, film izliyorsak, bir öpüşme sahnesi olunca ben mutfağa karpuz kesmeye gidiyorum der. Biz de alıştık, böyle bir sahne olacaksa, babaannee, karpuz zamanı deriz.

Kışları ise bu helva olur. O tür utanılası sahnelerde ben helva yapacağım der, irmik veya un helvası yapar. İyidir eli, her şeyi güzel yapar. Ama ilk evlendiğinde hiçbir şeyi beceremezmiş. Zengin bir taşra ailesindendir o. Konaklarda büyümüş. Çok odalı, çok çalışanlı.

Her şey bolmuş. Çuvallarla, küfelerle gelirmiş eve her türlü erzak. Komşular isteyince de kürek kürek verirlermiş. Sonradan dedem ile evlenince her şeyin azını öğrenmiş. Dedem Tapuda memur. Yemek yapmayı da öğrenmiş. Bir kez aşure yaptığında dedemden susam istemiş. Dedem akşam eve geldiğinde getirmiş susamı.

Babaannem nerede susam demiş. Dedem de yüz gramlık susam poşetini uzatmış. Babaannem de böyle susam mı olur deyivermiş. Bol bol görmeye alıştığından. İlk fasulye pişirdiğinde de fasulyeyi Islatmadan pişirmiş, kabarmış iyice fasulye.

Sonradan iyi aşçı oluyor tabii. Şilofta öğreniyor, şilopita, tatlı makarna. Zülfari öğreniyor. Portakal veya turunçtan yapılan reçel. Sarma gibi sarılıyor ve içine badem konuyor.

Komşularla da arası iyi olmuştur hep. Sık sık gider sohbete, kahveye. Yemek pişirirken gitmek isterse, bize, kızına, torunlarına, ben bir komşuya gidiyorum beş dakka için, siz yemeği iki saat karıştırıverin, der, gülerek.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

ÇEMBER


Yeni ve yazlık dizilerden biri de Çember.

Polisiye dizi. Dört kişilik bir ekip. İki komiser ve iki komiser yardımcısı.

Bu dört kişilik ekip genelde çözülememiş veya çözülmesi zor vakaların peşine düşüyor. Her bölümde bir olay inceleniyor. Suçların hepsi de ilginç, biraz da esrarengiz.

Dizide ünlü konuk oyuncular da var, her bölümde. Kolaylıkla izlenen hafif bir dizi. Dört kişilik ekip genelde olayları düşünerek çözüyor. Suçluların peşlerine de düşüyorlar ancak aksiyon pek yok. Biraz durgun bir polisiye.

Olayların ilginçliği dizinin güçlü yanı. Dizinin eksikliği ise başroldeki dört polisin kişisel hayatları işlenmiyor. Arada onların da geçmişleri, karakterleri, özel hayatları işlense daha tatlı olurdu. Kim olduklarını pek anlayamıyoruz.

Yine de kendini izlettiren bir çekiciliği var dizinin.

4 Ağustos 2017 Cuma

MÜZİK ESİNTİSİ



Joni Mitchell-Blue
Olafur Arnalds-20:17
Imany-Don't Be So Shy
The Smiths-Asleep
AC/DC-Spoiling For A Fight
El Ten Eleven-Fanshawe Pt.2
Tarkan-Beni Çok Sev
Zeynep Bakşi Karatağ-Pullu Tepe
The Irrepressibles-In This Shirt
Righthouse Brothers-Unchained Melody
Donovan-Deep Peace
Woody Guthrie-Ship in the Sky
Luis Fonsi-Despacito (ft. Daddy Yankee)
Öykü Gürman-Seni Ben Unutmak İstemedim Ki
Majeste-Aşk Dediğin
Grup Nara-Ne Olur Gitme
Grup İmera-Emri Olur
Pera-Sensiz Ben
Tracy Chapman-Change
Seal-Love's Divine

3 Ağustos 2017 Perşembe

TOZKOPARAN



Thorvald Steen

İthaki Yayınları

Tozkoparan, iki yönde ilerleyen bir roman.

Bir yönü güncel, diğer yönü tarihsel. Norveçli bir şair, kazandığı bir burs sayesinde Orta Doğu’ya yolculuk yapar. Evli ve çocuklu şair bu yolculukta bir kadına aşık olur ve aynı zamanda bu kadın sayesinde Selahattin Eyyübi’yi de tanır.

İkinci izlekte de, Selahattin Eyyübi’nin yükselişini ve Haçlı seferlerini okuruz. Eyyübi, tarihin hayranlık duyulan komutanlarındandır. Eyyübi’nin hayatını oldukça tarafsız okuruz. Belki, bir İsveçli yazarın yazması nedeniyle tarafsız bir öykü olmuş.

Norveçli şairin hayatı günümüzde devam ederken ve şair dramatik bir hayat sürerken, Eyyübi de uzun yıllar önce aynı topraklarda dramatik bir hayat sürmektedir. Şairin yaşamı oldukça romantiktir. Eyyübi ise zekası ile zaferler kazanmaktadır.

Daha önce okuduğumuz, İskender Pala’nın Karun ve Anarşist adlı romanı da benzer bir kurguda idi. Onda da günümüz ile bir tarihsel konu aynı anda ilerliyordu, Lidya kralı Krezus ile ülkemizin yakın geçmişi birbirine bağlanmıştı. Ortak nokta da Karun hazinesi idi. Bu romanda da Eyyübi ile ilgili bir kitap var, tarihi günümüze bağlayan. Tozkoparan, daha önce yazıldığı için belki de İskender Pala bu kurgu fikrini bu romandan almış olabilir.

Tozkoparan, başarılı bir tarihsel romantik roman.

Not:3/4

2 Ağustos 2017 Çarşamba

İLK AŞK



Platonik aşklarım oldu her zaman. İmkansız aşklar. Mutlu ilişkim ya da mutlu sona ulaşan ilişkim hiç olamadı. Hep uzaktan, hep hiç gerçekleşmeyen özlemler, duygular.

İlk aşkım dayımın oğluydu. Onbeş yaşındaydım onunla tanıştığımda. O sene yazın Trabzon’a gitmiştik. İlk başlarda içine kapanık, çekimser hallerdeydi. Sonra konuşmaya başladık. Hep sataşırdı bana, bazen atışırdık.

Tam döneceğimiz günlere yakın tuhaflaştı. Duygusallaştı. Ayrılırken tuttu, kolumdan çekti, sarıldı bana herkesin içinde. Ertesi sene abisi evlendi ben yine gittim düğün bahanesiyle. Dans ettik. Beni hiç yalnız bırakmadı.

Aradan birkaç yıl geçti. Arada sırada telefonda konuşuyorduk. En son on yıl önce gittim Trabzon’a. Sonra o İstanbul’a geldi. Askere gidecekti. O gün bütün gün birlikteydik. Akşam oldu, o bana sarıldı ve ben göğsünde ağladım.

Manisa’ya gitti. Sonra İstanbul’a geldi. Her hafta sonu buluşup gezerdik. Bana İstanbul’da iş bulup burada kalacağını söylerdi. Askerliği bitti. Bir gün aradı beni. Benim gitmem lazım, annem çağırıyor, duramam burada, dedi.

Mahvolmuştum. Sesimi çıkarmadım. Gitmek isteyene gitme diyemezdim. Annemle vedalaşmaya geldi ama ben evden kaçıp sinemaya gittim. Son kez beni görmesine izin vermedim. O gitti ve o günden sonra hiç aramadı.

Geçen sene kızkardeşi öldüğünde ben aradım onu. Sonra tekrar konuştuk. Ne güzel günlerimiz vardı dedi. Yaa vardı evet ama sen naptın bıraktın gittin dedim. Ne söylesen hakkın var dedi. Birkaç kez daha konuştuk. Hep pişmanlık dolu imalı laflar.

En son teyzem öldü, aradı beni. Ben gidemedim diye bana bağırdı. Sonra aradı özür diledi. O da hiç evlenmedi. Ben de. Bizim sonumuz yok. Çünkü o annesini bırakıp gelmez buraya. İşte ilk ciddi aşkım.

1 Ağustos 2017 Salı

BÜYÜKADA



Her yaz olduğu gibi bizim bütün çekirdek aile yine adada toplandı. Yaklaşık onbeş kişi oluyoruz. İstanbul’dan, diğer şehirlerden ve yurtdışından geliyor bizimkiler.

Çocukluktan buyana babam adada yazlık kiralar, annem babam bütün yaz kalırlar, bizler de tatillerimizde gideriz. Hepimiz aynı haftalara getirmeye çalışırız ki en kalabalık olalım. Aslında şöyle bir geriye doğru gidersek hepimizin en mutlu olduğu günler bu adadaki yaz günlerimiz olmuştur. Çocukluğumuz, gençliğimiz, sorumsuzca, sorunsuzca geçti ada sokaklarında, koşturarak, gülerek, oynayarak.

Yaz gelse de adaya gitsek diye hepimiz sayıklarız. Deniz de önemli. Aşırı sıcaklarda bütün gün Değirmen’de suda olmakla kolay geçer uzun sıcak yaz günleri. Bugünlerde İstanbul’da bir iki gün aşırı yağmur olunca sıcaklık biraz düştü, biz de denize giremedik. Evde oyalandık, yemek yaptık. İskeleye gidip okey ve iskambil kağıdı aldık. Balkonda annemin dolmalarını yerken ve çay içerken oynamak için.

Değirmen dışında arada bir de yüzmek için Sedef Adasına gideriz, Sedef Kulübe. Günlük ücret veririz. Bunun yanında, adada sabahları yürümek de huzur verir. Sabahları sekizde dokuzda yürüyüşe çıkarız, İskeleye kadar yürürüz. Sabahları yürümek kolay çünkü günlük turistler daha gelmemiş olurlar ada vapurlarıyla.

Bugünlerde deniz yine kirli. Deniz analarıyla. Ama biz yine de giriyoruz, umursamıyoruz. Akşamları ya iskeleye doğru ya da Dilburnu’na doğru yürüyoruz. Gül Dondurmacısına gidiyoruz. Adaya tatile birçok çocukluk arkadaşımız, okul arkadaşımız da geliyor. Onlarla buluşup o yaşlarımıza dönmek çok hoş oluyor.