15 Aralık 2017 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 36



KIZLAR GECESİ

Rough Night, 2017, A.B.D.

Kız arkadaşlar yıllar sonra bir bekar gecesi için toplanırlar, amaçları eğlenmektir ama başlarına bir dolu bela gelir. Ortalama hafif komedi. Not:2/4

AŞKA MÜNHASIR

It Happened One Valentine’s, 2017, A.B.D.

Genç bir gazeteci kız, ünlü bir müzisyenle ropörtaj yapıp işinde atılım yapmayı amaçlar. Müzisyenle tanıştıktan sonra işiyle aşk arasında kalır. Sevgililer günü romantik komedisi. Ortalama. 2/4

SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN?

Burak Aksak, 2017, Türkiye

Bir dans okulu, dans yarışmasına katılmak ister ve başlarına komik olaylar gelir. Yarışma yanında bir de aşk hikayesi vardır. Eğlenceli, güldürüyor. Not:3/4

BAKICI

Inconceivable, 2017, Kanada

Bir aile yanlarına bir yardımcı alır. Ailenin kadını çocuk sahibi olamayınca yardımcıdan taşıyıcı anne olmasını isterler. Taşıyıcı kadın doğacak çocuğunu çok sahiplenir ve aileye zor anlar yaşatır. Aileye giren hırslı kadın filmlerinden. Sürükleyici gerilim. Not:3/4

KAYIP KIZ

Gone Girl, 2014, A.B.D.

Dövüş Kulübü, Yedi, Oyun, Panik Odası gibi karanlık gerilimlerin yönetmeni David Fincher’den yine bir gerilim. Görüntüler hoş, oyuncular iyi. Bir karı koca. Kadın ortadan kaybolur. Herkes kocasının öldürdüğünü düşünür. Adam ise karısının öldüğüne inanmaz. Hitchcock tarzı gerilim. İzlenir. Not:3/4

SAPAK

Detour, 1945, A.B.D.

Sıkı bir kara film. Bu siyah beyaz filmde, bir adam yolda otostop yapar, bir arabaya biner, arabayı süren adam yolda ölür. Yolcu da onun yerine geçer ama ölen adamın sevgilisi ortaya çıkar ve adama şantaj yapar. Türü sevenler kaçırmasın. Not:3/4

HOŞGELDİNİZ

Welcome

Philippe Lioret, 2009, Fransa

Genç bir Kürt oğlan, Irak’tan büyük zorluklarla Fransa’ya gelir. Amacı, İngiltere’deki sevdiğine ulaşmaktır. Ancak, bu olanaksızdır. Başarabilmek için, Manş’ı yüzerek geçmeye karar verir. Bunun için önce bir yüzme kursuna gitmelidir. Göçmen sorunu ile ilgili iyi bir film. Not:3/4

UNUTULAN TOPRAKLAR

La Terre Outragee

Michale Boganim, 2011, Fransa

Çernobil kazası ve kazanın olduğu şehirdeki yaşamı anlatan etkileyici bir film. Çernobil kazası günlerinde yaşananlar ve kazadan on yıl sonra yaşananlar. Çernobile turist götüren rehber Anya merkezinde anlatılan hikayede yörede yaşayanlar, kaza ve radyasyona rağmen topraklarından ayrılmak istemezler. İnce film. Not:3/4

KALAN HAYATININ İLK GÜNÜ

Le Premier Jour Du Reste De Ta Vie

Remi Bozançon, 2008, Fransa

Bir ailenin yaşamından farklı zamanlarda kesitler. Anne baba çocuklar ve onların bazen mutlu bazen mutsuz yaşamları. Duygulu, sevimli, hüzünlü. Tam Fransız usulü. Oyuncular, ortam, müzik hoş. Hepimizin yaşamında olabilecek olaylar. Fransız sineması sevenlere. Not:3/4

AİLE BAĞI

Ce Qui Nous Lie

Cedric Klapisch, 2017, Fransa

Genç bir adam on yıl dünyayı gezdikten sonra evine döner. Evde ailesi, kızkardeşi ve erkek kardeşi vardır. Üçü tekrar yakın olmaya çalışır. Ayrıca, aile işi olan üzüm bağlarını ve baba evini ellerinde tutmak veya satmak arasında kalırlar. Sıradan basit yaşamı anlatan incelikli, zarif film. Not:3/4

14 Aralık 2017 Perşembe

BLOGLARDAN SEÇMELER



DURU TARİFLER

Nilay, yıllardır bizimle ve enfes bir yemek, mutfak blogu var. Yok Yok blogunda.


SÜRPRİZ MİSAFİR

Şirinişko, ciciş arkadaşımızın şirine yazıları.


RENKLİ PASTA SEPETİ

Yıllardır bizimle sevgili arkadaşımız vee onun da yemek tarif blogu mükemmel. Doyurucu.


MÜFRED

Kısa ama etkili yazıları benim için ders gibi. En çok faydalı bilgi edindiğim bloglardan.


SEVDA ŞAHİN

Biricik şirin ve enerjik doktorumuz dikişleri, teğelleri, pazenleri ile aramızdaaaa.


SALİHA

Aramızdaki en tatlişlerden ooooo. Son yazısında Starbucks'ı anlattı, sevgili Momentos'un deyimiyle Sitare Bakız.


CESUR SEVGİ MELEYİ

O artık blogda birinci yaşını tamamladııı.


SEVİLAY EFSA AKTAŞ

Kadınlar için Murphy kanunları adlı çok keyifli bir yazı yazdıııı.


RUHSA

Şirincik arkadaşımız bütün uzakdoğu dizilerini inceliyor, izliyor, yazıyor, pek de tatliş.


GÜNÜN ÇORBASI

Yeliz, artık eskilerden oldu. Temel blogçularımızdan o. İzmirdeydi, şimdi yurtdışında, onun yazılarını, maceralarını mutlaka okuyun. Bazen, bir restoranda olur ya günün çorbası, bunu görünce bizim Yeliz acaba bugün blogunda neler pişirdi derim hep.

13 Aralık 2017 Çarşamba

KISSADAN HİSSE



1.

Bir gün Voltaire bir din adamı ile sohbet etmektedir.

Din adamına bir bardak uzatır ve bunu iç, içinde zehir var, der. Din adamı, içmem, diye yanıt verir.

Voltaire, iç, kaderinde ölmek varsa ölürsün, yoksa ölmezsin der. Din adamı içmez ve evine gider.

Gece rüyasında ona yukarıdan bir ses gelir. Neden içmedin? Din adamı da, zehir diye içmedim der.

Yukarıdaki ses de, içmeliydin, demek ki sen kendini benden daha çok seviyorsun. Belki de bardakta zehir yoktu.

2.

Bir taksi şoförü, yirmi lira için bir kadını ve kızını öldürür.

Mahkemesi olur. Hakim, ona ceza vermez ve der ki, bu mahkeme hiç bitmeyecek, sen buraya hep geleceksin.

Biz sana ölüm cezası vermeyeceğiz. Sen sonunda bu cezayı kendi kendine vereceksin. Bak her duruşmada, burada bir hemşire bekleyecek ve elinde iğne olacak. Sen suçunu kabul ettiğinde kendini cezalandırıp ölmek isteyeceksin.


(iki öykücük de kurgu)

12 Aralık 2017 Salı

HOŞ TESADÜF



Yaklaşık iki hafta önce, 28 Kasım’da, “Mori” adlı bir yazı yazmıştım. Babaannemi anlatmıştım. O öyküde, onun, tas kebabını iki tencere ile yaptığını anlatmıştım. Tas Kebabı zaten iki tencere ile yapılan bir yemek. Biri küçük diğeri büyük tencere.

Bir de, zeytine, turşuya, asma yaprağı koyduğunu söylemiştim. Bizim sevgili Küçük Mucizelerim, yani Ela’nın annesi, Nil yani, yorumunda bunları sormuştuydu. Ben de not almıştım blog defterime. Tas Kebabını yazayım, diye. Bir de incir yaprağını. İncir yaprağını sordum, kavanozun ağzına konuyormuş, içine değil, yani kapak gibi, zeytine, turşuya. Ama yaprak süt salmamalıymış.

Tas kebabını düşünüyordum. Dur yapıp anlatırım diye. Bu arada, pek hoş bir tesadüf oldu. Bizim Leylak Dalı’nın yazdığı kitabı aldım yakınlarda. Mutfağın Hatıra Defteri. Kitabın daha başında Tas Kebabı vardı. Leylak Dalı, çocukluğunu anlatırken, aklında ilk kalan yemek olarak bu yemeği anlatıyordu, ardından da benim de bayıldığım, muzlu rulo pasta geliyor. Bu arada kitap bir yemek kitabı değil, bir anı kitabı.

Ve tas kebabının tarifi de var yani. Şimdi, sevgili Leylak Dalı’nın duygusal kitabındaki Tas kebabı tarifinin fotosunu koyuyorum. Bir ara bu yemeği yapıp burda yazıcam da tabikide.


11 Aralık 2017 Pazartesi

ETKİNLİKLER VE OKUNASI BLOGLAR



FATOFOTAN

Şirin Fatma, kartpostallaşma etkinliği düzenledi.


MASAL ZEHRA

Sevgili Esra, yılbaşı hediyeleşme etkinliği düzenliyor. 


EZGİ

Pek becerikli Ezgissimo da yılbaşı çekilişi yapıyore.


İZMİR LEYDİSİ

Sevgili Benirva, instagram ve blog keşif etkinliği düzenliyooo.


ALİCE

Güzel yazıları, öyküleri, denemeleri, şiirleri ile aramızda.


Bİ POŞET KİTAP

Ciciş arkadaşımız bir yıl ara vermişti okulundan dolayı. Şimdi mezun oldu, staj yapıyor ve aramızda yine iyi kitaplarıyla.


KELİMELERLE DANS

Çok güzel yazan arkadaşımız da artık eskilerden oldu, bir ara vermişti, şimdi yine bizimle.


SHE IS THE MAN

Dövüşürken hanımefendi değilim diyen arkadaşımız kısa ama sevimli bana göre de çok komik anlatıyor. Her yazısına sırıtıyorum.


LERZAN KARA

Çok renkli blogu var arkadaşımızın, her konuda dolu dolu yazıyor, eski olmasına rağmen kendisini yeni tanıdım. Blogunu okuyorum ama yorum yapamıyorum, yorum kutusu değişik çünkü.


FERİ PERİ

Öykü, şiir, deneme, roman, arkadaşımız her türde yazıyor, ayrıca kültür sanat, dizi, kitap, film, her şeyi de izliyor. Nefis bir blogu var. 


Hepimize güneşli ve neşeli bir hafta olsuuun.

10 Aralık 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 35



MAVİ CAZİBE

Blue Seduction, 2009, Kanada

Uzun zamandır iyi müzik yapamayan bir besteci kendini içkiye verir, karısı onu iyileştirir. Genç bir şarkıcı kız besteciye yakınlaşır, zaten kaybeden durumda olan besteci  ile aralarında aşk başlar. Bu aşk üçgeni bestecinin müziğine hiç de yaramaz. Ortalama bir dram. Not:2/4

TURNUVA

Tournament, 2009, A.B.D

Zenginler için bir oyun düzenlenir. Kiralık katiller birbirini öldürecektir, zenginler de bahse girecektir. 30 katil birbirini öldürmeye başlar. Masumlar da karışır ölüm oyununa. Aksiyon sevenler için ideal. Not:3/4

SEVGİSİZ

Nelyubov, 2017, Rusya

İyi anlaşamayan evli bir çift, ayrılmaya karar verir, ikisinin de yeni sevgilisi vardır. Ancak bir de küçük oğulları vardır. Kendi dünyalarındaki bu çift, çocuğa ilgi gösteremeyince oğlan kaybolur. Çift de onu bulmak için birlikte davranmak zorunda kalır. Günümüzdeki sevgisizliği, bencilliği anlatan iyi bir film. Not:3/4

GARSON KIZ

Waitress, 2007, A.B.D.

Genç bir kadın, evliliğinde mutsuzdur, kocası ona kaba davranmaktadır. Hamile de kalır. Kadının en büyük merakı turta yapmaktır, annesinden öğrenmiştir bunu. Bir kafede çalışan kadının yine bu kafede çalışan iki yakın arkadaşı vardır. Hamilelik için doktora giden kadın, doktoruna aşık olur. Doktor da ona aşık olur ama o da evlidir. Kadın ne yapacağına bir türlü karar veremez. Tatlı film, oyuncular, turtalar, her şey tatlı. Mutluluk veren film. Not:3/4

AYAZDA BİR YÜREK

Un Coeur En Hiver

Claude Sautet, 1992, Fransa

Fransız sinemasının en Fransız ve büyükustalarından Sautet’in başyapıtlarından biri. Diğerleri de Hayat Bağları, Nelly ve Mösyö Arnaud. İki arkadaşın bir keman tamir atölyesi vardır. Biri işleri düzenler, dışadönüktür, diğeri ise tamirde çok iyidir, içedönüktür. Bu ikili, güzel bir kemancı kız ile tanışırlar, Kız Ravel çalmayı sever. Dışadönük olanla aşk yaşamaya başlarlar. Ancak kız kimi sevdiğine emin değildir. İçedönük olan ise duygusuz bir insandır. İnsan, aşk, sanat üzerine unutulmaz bir film. Not:4/4

9 Aralık 2017 Cumartesi

KISA KES



Leigh Russell

Arvo Yayınları

Gerilim, cinayet, seri katil romanları sevenler için.

Bu tür romanlar soluk soluğa okunuyor, bitince de hemen unutuluyor. Okuma anındaki merak ve heyecan önemli. Seri katil nasıl yakalanacak, polisi ne kadar süre kandırabilecek?

Bir şehrin bir mahallesindeki bir parkta genç kız cesetleri bulunmaya başlar. Katil de belli ki civarda oturmaktadır. Ölümler arttıkça halk da iyice rahatsız olur.

Kadın detektif Geraldine Steel seri katilin peşindedir ama yakalamak öyle kolay değildir. Çünkü, katil rastgele seçmektedir kurbanlarını.

Diğer benzer gerilimlerde olduğu gibi insan psikolojisi de işleniyor. Gerilim okurları için çok tanıdık temalar ancak bu türü sevenler yine de her zamanki gibi severek okurlar.

Not:3/4

EDEBİYATİST



Yaklaşık iki yıllık edebiyat dergisi.

Genelde yeni, genç yazarların bulunduğu dolu dolu dergi. Son sayının dosyası, Şiir ve Edebiyat.

Dergiye Ahmet Erhan ve Ataol Behramoğlu ile giriş yapılıyor. İlyas Salman söyleşisi,  yeni öykücülerimizden Şeyma Koç’un Sina Akyol ve Gonca Özmen ile yaptığı söyleşi, Chopin’in bestelerini hangi acılardan geçerek yazdığını anlatan yazı hoş yazılardan birkaç tanesi.

Dergide, Tolga Yazıcı da var. Aramızdan bir blogçu olan Tolga, kitap da yazdı, Parçalanmış Gülüşler, şimdi de bu dergide öyküler yazıyor. Yeni çevirmenlerimizden Şaziye Çıkrıkçı da dergide.

Ayrıca, çok sayıda öykü, şiir, denemenin yer aldığı Edebiyatist, çok doyurucu.

Not: (dergiden)

“Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”

Ahmet Erhan

8 Aralık 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 5



Bilal Yıldız-Kırılır Kalbim
İrem Derici- Bazı Aşklar Yarım Kalmalı
Cem Altıntaş-Aşık Oldum Galiba
Zeynep Dizdar-Vazgeç Gönül
Camila Cabello-Havana
To The Bone-Soundtrack
Safura-Sarı Gelin
Ane Brun-All My Tears
R.E.M.-Losing My Religion
Yaşar-Aldanırım
Tom Robertson-What You've Become
Nick Cave-Red Right Hand
Havariler-Mavi Duman
Mavi Sakal-İki Yol
Aviva-Grrrls
Gabriel Black-Sad Boy
Can Kazaz/Nilipek-Kendi Halimde
Oğuzhan Koç-Vermem Seni Ellere
Zolita-Holy
Orelsan-Paradis

7 Aralık 2017 Perşembe

FİLM SEÇKİSİ 34



ROMEO ÖLMELİ

Romeo Must Die, 2000, A.B.D.

Jet Li’den havalı bir kung fu filmi. Görüntüler, dövüşler güzel. İntikam, mafya, aşk, bu tür filmlerdeki her şey var. Keyifli aksiyon. Not:3/4

1 BUCK

Fabien Duflis, 2017, A.B.D.

Biraz değişik, stil bir suç filmi.  Yaralı, alkolik bir detektif bir katilin peşine düşer ancak kendisini bir türlü toplayamaz. Sık izlediğimiz bir konu, durağan ama keyif veriyor. Not:3/4

ÇİN SEDDİ

The Great Wall

Zhang Yimou, 2016, A.B.D.

Birçok iyi filmini izlediğimiz Çinli yönetmenden yine görsel yönden etkileyici bir film. Yönetmenin Çin’deki filmleri daha iyiydi, şimdi Amerika sinemasında daha çok görsel yönden iyi filmler çekiyor. Bu filmde de, Çin seddi önünde Matt Damon, canavarlarla savaşıyor. İzlenir. Not:3/4

ESKİ SÜPER SEVGİLİM

My Süper Ex-Girl Friend, 2006, A.B.D.

Sıradan bir adam bir süper kıza aşık olur, doğadışı güçleri olan kız, Uma Thurman, sıradan adamın hayatını alt üst eder. Komedi aksiyon. Not:3/4

AKLIM KARIŞTI

Girl, Interrupted

James Mangold, 1999, A.B.D.

Bir akıl hastanesindeki sorunlu kızların yaşamı. Filmde çok iyi bir oyuncu kadrosu var ve konu da ilginç. Etkileyici ve iç burkucu ama önemli film. Not:3/4

6 Aralık 2017 Çarşamba

KAYIP RUJ



Haftasonu ilginç, saçma ama komik de bir rüya gördüm.

Aslında düşününce rüyanın gündelik yaşamdan gelen bir mantığı da vardı. Mahallede bir süre için elektrikler kesikti. Kablo döşedikleri için. Alışverişlerimi genelde mahalledeki Migros’tan yaparım. Bir ruj kaybetmiştim, kırk lira vermiştim bu ruja, metrobüse koşarken çantamdan düşmüştü. İstiklal’de yürürken zurna, dümbelekle eğlenceli müzik yapan birkaç kişi görmüştüm. Bir de bir hayır kermesine rastgelmiştim ve aşure alıp yemiştim bu kermesten.

Rüyam ise şöyleydi. Gratis’e girdim ve çalışan kızdan çilekli ruj istedim. Kızın göğsündeki etikette Tuğçe Aşure yazıyordu. Çilekli ruj var dedi ve getirdi, Avon’du. Kıza dedim ki, önce sen bir tadına bak, çilekli ise alacağım. Kız bakamam siz bakın dedi, olmaz şimdi tatmak istemiyorum, sen baksana tadına dedim, yapamam dedi. O zaman yetkili kişiyi çağırır mısın dedim, geldi, kızın göğsündeki etikette Tuba Dümbelek yazıyordu. Kız biz böyle bir şey yapmayız dedi, ben de çıktım dükkandan.

Metrobüse bindim ve Cennet durağında indim. Cennetin kapısına geldim, kapıdaki kişi, saat onikide kapıları kapatıyoruz dedi, yeni kuralmış. Tamam dedim girdim Cennete. Cennette baktım, herkes havada uçuyor ve herkesin kafasının üzerinde yuvarlak floresan bir lamba var. Hımm dedim iyi burada elektrik kabloları döşenmiş neyse ki.

Sonra insanlara dokundum, parmağım diğer tarafa geçti, dokunamıyordum, içleri boştu. İçlerinden geçebiliyordum. A aa dedim insanların etleri yok, ah et alacaktım unuttum ve hemen koştum Migros’a girdim ve yarım kilo kıyma aldım.

Rüyalar böyle işte, mantıklı olmuyorlar, yaşantılarımızın süzme yoğurdu gibiler. Ah evet süzme yoğurt yapmam lazım. Artık bir sonraki rüyada.

5 Aralık 2017 Salı

YUMURTALI PATATES


Yumurtalı patates, öncelikle, kabukları ile yıkanıp kurulanmış patateslerin enine soyularak dilimlenmesi ile yapılıyor. Teflon tavaya yağ konuluyor, yağ kızınca patatesler bir sıra dolacak şekilde sıralanıyor. Önlü arkalı yakmadan kızartılıyor ve başka bir kaba alınıyor, her alışta biraz tuzlanıyor kapta.


Sonra, bütün patatesler bitince yağ alınıyor, patatesler tavaya sıralanıyor, üstüne o yağdan biraz dökülüyor. Başka bir kapta yumurtalar tuz ile karıştırılıyor. Yumurta karışımı patateslerin üzerine dökülüyor. Yumurtaların yapışması önleniyor. Patateslerin altı da üstü de pişiyor. Patatesler ters yüz edilip tekrar tavaya yerleştiriliyor.


Bu kez farklı bir yöntemle yaptım. Patatesleri kızartmak yerine suda pişirdim. Besin değeri azalmasın diye.Bunun için patatesler daha önce ısıtılmış suyun olduğu tencereye konarak pişiriliyor. Yaklaşık onbeş dakika pişiyor. Başka bir kapta da yumurtalar, örneğin dört yumurta karıştırılıyor. Patatesler yarım kilo veya daha fazla olabilir. Patatesler tavaya alınıyor, üstüne yumurta dökülüyor. Ve bir süre pişiyor. Gayet sade ama çok lezzetli oluyor. Yanında domates ve turşu iyi gidiyor.


4 Aralık 2017 Pazartesi

PEAKY BLINDERS



Şimdilik dördüncü sezonunu bitiren İngiliz dizisi.

Bazı diziler efsane olur, klasikleşir. Stili vardır, benzerlerinden farklıdır. Bu dizinin müzikleri ve görüntüleri çok iyi. Şimdiden klasikleşti.

1920’ler, İngiltere, Churcill zamanı. Birmingham. Birinci Dünya Savaşı sonrası zor ve kaotik yıllar. Şehirdeki bir çete, Peaky Blinders. Kafalarındaki kasketlerde bıçak var. Mahallerine hakimler, insanları, aileleri koruyorlar, karşılığında da elbette para alıyorlar.

At yarışı, içki, silah, uyuşturucu, soygun, bütün bunlar bu çete ve benzer çetelerin elinde. Çeteler kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Thomas Shelby de Paeky’lerin başı. Sert yöntemleri var. Ve polis de çetenin peşinde. Detektif Campbell, şehri bu çeteden temizlemek için Birmingham’a gelir. Shelby, kendi egemenliğini sürdürmeye çabalarken polisten de kurtulmaya çalışır.

Dizi, bir tür mafya, suç filmi. Konu iyi ve ustaca işlenmiş. Oyuncular ve yan konular iyi. Sürükleyici, meraklı. Çok havalı. Kendi türünde mükemmel. Aşk, arkadaşlık, strateji, ihanet, her şey var.

Dizi sevenler kaçırmasın. İngiliz ve İrlanda aksanlarını sevenler için de ideal.

3 Aralık 2017 Pazar

EMRE



Halit Ertuğrul

Nesil Yayınları

Şark Kızı, Yeni Bir Hayat gibi kitaplarını okuduğumuz, Kendini Arayan Adam, Aysel gibi ünlü romanları olan eğitimci yazarın yine ibret verici kitaplarından biri.

Hocamızın kitapları çok satıyor ve çok da baskı yapıyor.  Kitaplarını okuyan çok olduğu gibi eğitimci olarak da seven çok kendisini.

Kitaplarını genelde okurları ve hayranlarından gelen mektuplarla oluşturuyor. Bu hayat öykülerini kurgulaştırarak romanlaştırıyor. Genelde dramatik oluyor bu gerçek hayat hikayeleri. Üzücü hayatlar yaşayanların hikayelerini kitaplaştırıyor.

Emre de öyle. Emre, başına felaketler gelen bir genç adam. Ailesi ile zor günler geçiriyor. Yoksulluk ve ölümler var hep. Diğer romanlarında olduğu gibi bu romanın sonunda da kahraman doğru yolu buluyor.

Yazarın diğer kitaplarında da olduğu gibi bu romanda da yine hocamız araya girip ders anlatıyor. Kitaplarının kusuru bu. Kurgu sürse daha etkili olacak ama sonunu derse çeviriyor. Yine de okunuyor işte.

Not:2/4

2 Aralık 2017 Cumartesi

THE KEEPERS



Önemli bir Netflix Belgesel dizisi. Birer saatten yedi bölüm.

Yaklaşık elli yıl önce, A.B.D.’de Baltimore şehrinde bir Katolik okulunda öğretmenlik yapan bir rahibe öldürülür. Rahibe Cathy herkesin sevdiği bir insandır. Cesedi iki ay sonra bulunur. Aynı günlerde aynı bölgede bir kız daha kaçırılıp öldürülür.

Aradan elli yıl geçmesine rağmen bu cinayetlerin suçluları bulunamaz. Kilise, devlet, polis, bu cinayetleri örtbas eder. Bu okulda o yıllarda okumuş birkaç kız öğrenci, onca yıl sonra, okuldaki birkaç rahip tarafından cinsel tacize uğradığını açıklarlar.

Kızlar, çeşitli nedenlerle bu kötü anılarını unutmuşlardır, ancak, hatırlamaya başlarlar. Özellikle, rahiplerden biri, kızları kutsal amaçlarla kandırarak kötüye kullanmıştır. Olay, günümüzde patlak verir. Tacizlerle cinayetlerin bağlantısı açıktır. Ancak, resmi yetkililer olayı bir türlü çözemezler, günümüzde de.

Ancak, birkaç mağdur kadın savaşmaya devam etmektedir. Bu gerçek olay etkileyici. Olayın örtbas edilmesi, sorumluların tacizleri ve cinayetleri kabul etmemesi akıl alacak gibi değil. Ancak, kilise, polis, okul, devlet bir araya gelince vatandaşa karşı büyük bir güç oluyorlar. Ama yine de birkaç insan gerçeklerin peşinde koşabiliyor, her şeye rağmen.

Kaçırılmaz. Modern toplumların acımasız yöneticilerini bir daha görüyoruz, gündelik yaşamda.

30 Kasım 2017 Perşembe

BLOG YAZMAK



Bir blog arkadaşımız bizden yardım istedi. Kendisi çok da şirin yazıyor ve yorumlarında da aynı şekilde içten. Blog yazma ve okumada içtenlik en önemli unsur. Bir de genelde olumlu, motive edici, mutluluk verici yorum yapmak da çok yapıcı oluyor.

Arkadaşımızın blogu:  https://cesursevgimeleyi.blogspot.com.tr/

Bloglarımız bir apartman gibi. Biz de komşular. Ne kadar çok ziyarete gidersek ve yorum yaparsak o kadar arkadaşımız da bizi ziyarete geliyor. Blog yazmanın birinci şartı, her şeyde olduğu gibi, yazmayı sevmek. Blogumuzu sevmek ve çaba ve zaman harcamak. Okul gibi, işe gider gibi, bir hobi gibi, blogumuza zaman ayırmak.

Blogun ilk kuralı, yazmak. Ne olursa olsun yazmak. Belki anılar, gündelik yaşam, belki öykü şiir deneme, yemek, gezi, kozmetik, moda, her ne olursa olsun yazmak. Her konuda yazılabilir. Çok kısa veya uzun olabilir yazılarımız. Ama bloga düzenli yazı girmek iyidir. Her gün olabilir, gün aşırı olabilir, haftada bir olabilir. Ama düzenlilik, süreklilik iyi.

İkincisi, gelen yorumlara mutlaka yanıt vermek. Yanıtlarımıza tekrar yorum gelirse onları da yanıtlamak. Yorumları gmailden izlemek kolay. Sonra da, yorum yapanlara gitmek, okumak ve yorum yapmak.

Üçüncüsü de blog gezmek, okumak ve yorum yapmak. Bu da ayırdığımız zamana bağlı. Ben, akşamları birbuçuk saatimi bloguma ayırıyorum. Yarım saat yazmak için, bir saat da yorum yanıtlamak ve blog okuyup yorum yapmak için. Belki diyelim kendimize on blog seçeriz. Bu bloglardaki her yazıya yorum yaparız. Yorum yaptıkça yakınlık olur ve ayrıca o bloga gelen başka arkadaşlarımız da yorumlarımızı görüp gelirler. İstersek daha çok sayıda yorum da yapabiliriz. Yani, kendimizi göstermeliyiz ki, bizi görüp gelsinler.

Blogumuza üye sayısı önemli değil, az sayıda veya çok sayıda üye olması değil de, aktif olarak okumak ve yorumlaşmak daha önemli. Bizler, yorumlarla mutlu oluyoruz ve yazmaya devam ediyoruz. Blog çevremiz çok tatlı insanlardan oluşuyor. Bu çevreye girildi mi, mutlu olmak ve heyecan duymak çok kolay.

Blogla ilgili teknik konular çok önemli değil. Dizayn örneğin. Önemli olan yazmak ve yorumlaşmak. Ama, teknik konularda bilgili arkadaşlarımız da isteyince bize yardım ediyorlar.

Ayrıca, Google Plus blog gruplarımız var, Facebook blog gruplarımız var. Zaman zaman arkadaşlarımız Blog Keşif Etkinliği düzenliyorlar. Bu etkinliklere blogumuzu ekliyoruz ve bizi görenler artıyor ve biz de başka blogları keşfedebiliyoruz.

Bir de mimler var. Mim, seçmek, işaretlemek demek. Bir konu buluyoruz ve yazıyoruz. Örneğin, en eski çocukluk anımız, en sevdiğimiz film, güne nasıl başlıyoruz gibi. Bunu blogumuzda yazıyoruz ve başka arkadaşlarımızı mimliyoruz. Onlara gidip senin mimledim hadi sen de yaz diyoruz. Bu da bir yakınlaşma yolu.

Bir de, çekilişler var, çekiliş yapmak veya çekilişlere katılmak, gibi. Ayrıca, bazen, başka bloglarda yazı da yazabiliriz. Daha çok tanınmış bloglarda yazılarımız yayınlanabilir.

Ben, minik bir blog defteri tutuyorum. Bu deftere, örneğin, Feri Peri'yi tanıt, Ruhsa'ya yorum yap, İrem Akay'ın filmini izle, Tuğçe'nin dizisini izle, gibi notlar alıyorum.

Bir de, eski veya yeni diye ayırt etmeden herkesi okuyorum. Yenilere ve öğrencilere öncelik tanıyorum. Okuru, yorumcusu az olanlara öncelik tanıyorum. Bir yeni blogçu arkadaşımızın blogu dolmadan içim rahat etmez.

Şimdiiii, hadiii hepimiz Cesur Sevgi Meleği'ne gidelim. Ne güzel bir adı var ama değil mi? Benim aklıma gelenler bunlar. Sizler de bu yazıya yorum yapıp düşüncelerini söyleyin, böylece fikirlerimiz çoğalsın.

29 Kasım 2017 Çarşamba

TATLI ERGENLİK



Ergenlik yıllarının en zor dönem olduğu söylenir. Abartılı duygular, okul, arkadaşlar, aşklar. Odamızda yatağımızda oturup saatlerce duvara bakmak. Çatışmalar.

Ama en güzel yıllarımızdır da. İçimiz içimize sığmaz, birden içimize kapanırız. Yine de geriye bakınca, çocukluk ve ergenlik, en tatlı zamanlarımızdır. Belki de en özlenen zamanlarımız.

Okula gitsek de asıl derdimiz arkadaşlar ve karşı cinstir. Bir arkadaşı veya bir karşı cinsi bir anda hayatımızın merkezine oturturuz. Tanışırız, ders çalışırız, yemek yeriz, dolmuşa kadar birlikte gideriz. Bir hafta içinde her şey olur biter.

Ben de, hayatımda ilk defa birini daha yeni tanımama rağmen değer veriyor ve her şeyini biliyordum. Her şeyimizi birbirimize anlatıyorduk. İlk gün bana çok güçlü bir kız olduğumu söylemişti. Hayatım boyunca hep ileride evleneceğim kişinin bana çok güzelsin, çok sevimlisin gibi salak saçma şeyler yerine çok güçlüsün demesini isterdim. Zekisin filan da demesin, güçlü ve her şeyi yapabilecek biri olduğumu söylesin. Ve o ilk gün böyle demişti. Benziyorduk birbirimize, hayatımız, aile yapımız.

Hayallerine kavuşacaksın demişti, üniversiteyi kazanacaksın. O kadar samimiydi ki, hayalime inanıyordu bütün kalbiyle. Bir gün kütüphaneye giderken kimya hocasına rastladım. Hocaya soru soruyordum. O çocuk da beni bekliyordu.  Hoca, çift misiniz diye sordu.

O da hayır dedi, hocanın sorusuna çok şaşırmıştım. Biz sonra çocukla yolda giderken bana, yanlış anlama benim sevgilim var, senle beni birlikte görmüş birileri, ona haber vermişler, dedi. Ben de bunu normal karşılayıp güldüm, benim çok erkek kankam var ve sevgilileriyle böyle sorunlar yaşadığım oluyor, seni yanlış anlamadım dedim. Sonra kütüphanede iken, çocuk bana derslerimde yardım edip soru çözerken, kız da geldi. Kız rahatsız olur diye ben mahcup hissediyorum ama bir yandan da yüreğimde bir acı, ağlamamak için kendimi tutuyorum.

Yanıma bir kız arkadaşım geldi, bak bunlar sevgili, sen de bu çocuğa aşık olmuşsun dedi. Aslında ben bu çocuğun bir arkadaşından hoşlanıyordum ama nedense bu çocuğa birkaç günde aşık olmuştum işte. Ama bütün okul bizi konuşuyordu, öğretmenler bile, hep beraber göründüğümüz için. E ben de kendimi geri çekme kararı aldım, kız da iyi birine benziyordu. Kızla da tanışmıştım.

Düşündüm, olmaz, sen bu çocuğa aşkını unut dedim. Ve, bu çocuktan önce hoşlandığım çocuğun bir hafta sonra yaşgünü idi. Bari dedim, ona doğumgünü mesajı atar ve bir hediye alırım.

28 Kasım 2017 Salı

MORİ



Babaannem, bizlere hep takılır, hadi be mori, şimdi istesem dokuz tane daha doğururum, sizde iş yok der, yani maşallah o yaşta bu enerji. Meğerse onun enerjisi, kilo vermek için kullandığı tarçın kabuğundan gelirmiş.

Bizim miniklerden Nilda ile oynaşıyordu geçen gün. Babaannemizin dili dönmüyor, Nilda diyemiyor, Nida diyor. Abisi Ege de takılıyor babannneye. Ege ilkokulda, Nilda daha minik. Babaannee, Nilda, l ile l harfi var bak ordaa.

Babaanne sen gitmedin mi okula, diyor Ege. Babaanne de Ege’ye sordu, hadi hipopotamus desene. Tabii ki söyleyemedi Ege. Naber dedi babaannem sizin okulda öğretmediler mi hipopotamusu. Ayrıca, bizim Nilda, sinema ve tiyatro sevmiyormuş, çünkü çok uzun oluyormuş onlar.

Babaannem ile arkadaşlarının sohbetleri komiktir. Mesela, yemek, reçel, turşu filan sohbetlerine bir girerler. Biri başlar, domates, biber, patlıcan. Diğeri de hayır, önce biber, sonra domates patlıcan, hepsi birbirine itiraz eder.

Çiğ dolma tarifi tartışmasına girerler, pancar yaprağı. Tas kebabı tartışması. Babaanneme göre tas kebabı iki tencere ile yapılır, üst üste iki tencere konur, sıkıştırılmış. Turşuya incir yaprağı koyar, zeytine de. Hayıt çayı içer.

Bir de hep aynı şarkıyı söyler. Sevilen kıymet bilmez, seven gönül yanar.

26 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 4



Tubelight-Naach Meri Jaan
U2/Kygo-You're the Best Thing About Me
Imagine Dragons-Believer
Imagine Dragons-Thunder
Jason Mraz-I am Yours
Mediha Şen-Saçların Tarumar
Siya Siyabend-Bırak Geçen Geçsin
Elif Kaya-Gençlik Başımda Duman
Epik High-Here Comes the Regrets
Koray Avcı-Unutamam Seni
Ahmet Aslan/Cem Adrian-Sarı Gelin
Cat Stevens-How Can I Tell You
Korn-No Way
Korn-Blind
Townes Van Zandt-Black Widow Blues
Linda Rondstadt-Blue Bayou
Lucho Castellanos-Bombo Y Maracas
Louis Clark-Can't Stop the Classics
Troyes-I Don't Need You
Tomborato-Negra Rosa

25 Kasım 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 11



BENİ SEVMEK ZORUNDASIN

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız iki şiir kitabından sonra bu kez bir romanla bizimle.

Erdi’nin temel konuları aşk ve hüzün bu eserinde de devam ediyor. Dizelerinde olduğu gibi satırlarında da aşk, özlem, ayrılık, acı ve hüzün var.

Hayali, takıntılı, platonik aşkları konu edinmiş romanında. Birkaç kişi arasında gelişen aşkları tatlı tatlı okurken sona doğru gerilime dönüşüyor.

Miray, Korkut, Ümit, Zeynep, hepsi de yakın çevrelerde yaşayan, bazıları birbirini tanıyan, bazıları da tanımayan birkaç insan. Bir yayınevi ile bağlantısı var hepsinin bir şekilde.

Bu dördünün yanında Tunç, Ruhi, Reyhan da var çevrelerinde. Hepsi birbirine tesadüflerle veya aşklarla bağlı.

Aşkın tutkulu ve hastalıklı hali ile uzaktan yaşanan hayali hali arasında kalmış bir avuç insan. Hayal ile gerilim arasında gerçeküstü aşklar.

Arkadaşımıza artık hüzün yazarı diyebiliriz. Dramatik aşk sevenler için hoş bir okuma.

Not:4/4


23 Kasım 2017 Perşembe

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ



Charles Dickens

İskele Yayıncılık

İki Şehrin Hikayesi. Dünyada Don Kişot’tan sonra en çok basılan kitap. Yani en çok okunan klasiklerden biri. Bu normal çünkü iyi bir roman.

Fransız Devrimi zamanı iki şehirde geçiyor. Paris ve Londra. Paris karışık, devrim oluyor, öldürülenler çok, soylular öldürülüyor. Bazı Fransızlar kargaşadan kaçıp Londra’ya gidiyor.

Kitabın kahramanı Lucie. Babasından uzak yaşar yıllarca ve sonunda babasını bulur ama babası uzun yıllar hapisten sonra kendisini bile tanımaz. Kocası Charles, bir soylu olduğu için idama mahkum edilir.

Sydney ise Lucie’yi seven bir avukattır. Lucie, babası ve eşi nedeniyle zor yıllar geçirir. Devrim sırasında bütün değerler karışmıştır. Bu kaos içinde hayatta kalmak bile zordur.

Romanda olaylar Paris ve Londra arasında gidip gelen insanlar ve yaşanan zorlukları anlatıyor. Devrim nedeniyle bütün hayatlar alt üst olmuştur.

Bütün bu olup bitenler arasında aşklar ve arkadaşlıklar da önemli yer tutar.

Kitap, aşk ve devrimi anlatan müthiş bir başyapıt.

Not:4/4

22 Kasım 2017 Çarşamba

KOY



Kendimi ait hissedebildiğim ve biraz olsun yalnız kalabildiğimi düşündüğüm yerleri seviyorum. Örneğin, Avrupa yakası daha kalabalık. Anadolu yakası da öyle ama insan mesela sabah beşte Moda sahile bisikletle inip banklara yatabiliyor. Kayalıklarda tek başına rahatsız edilmeden kahve içip  müziğini dinleyebiliyor.

İnsanın saçlarını kısacık kestirmesi de böyle. Uzun saç olunca insan düşüncelerini, duygularını, günahlarını saçlarının arkasına saklayabiliyor. Kısa saç ise sanki insanın kendiyle yüzleşmesi gibi. Saklayacak bir şeyin yok oluyor sanki. Cam berraklığı.

Burgazada’da Madam Martha Koyu var. Oraya yalnız gitmek insana huzur veriyor. Kısa bir kamp yapıyorsun. Bu koya ilk gittiğimde hikayesini bilmiyordum. Yazın gitmiştim. Biraz tepelik bir yer var, ordan suya atlamıştım, akşamüstü idi.

Ayışığı altında üzerimde hiç bir yük olmadan yüzerken, uzay boşluğunda ve ağırlıksız hissetmiştim, çok güzeldi.

Madam Martha ise bu koya gelir, koyda çıplak gezer ve denize çıplak girermiş.

Buket Uzuner'in bir kitabı var, "Ayın En Çıplak Günü" diye. Onda bir hikayede kadın, ayışığında denize giriyordu. Bu kitabı yanıma almıştım, o koya bir daha gittiğimde.  

Hayatın güzel tesadüfler içinde ilerlediğini düşünmüştüm kitabı o koyda okurken.

19 Kasım 2017 Pazar

GÖNÜL BİR YELDEĞİRMENİDİR



Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Gürpınar, edebiyatımızın en iyilerinden. Reşat Nuri, Ahmet Hamdi gibi. Romanları mizah dolu. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Cadı, Gulyabani gibi daha önce okuduğumuz ve sevdiğimiz eserleri var.

Gözlemle yazan yazar, İstanbul yaşamını komik bir dille anlatıyor. Bu romanında da aydınları, cahilleri işlemiş. Yanyana iki konakta yaşayan iki çift var. Çiftlerden birinin kadını çok okuyan, düşünen biri iken, eşi ise hayatı daha hafif yaşayan, çapkın bir erkek.

Diğer çiftin erkeği ise bir bilgin ve karısı da öylesine sıradan bir kadın ama güzel. Ayrıca, her iki konakta yaşayan hizmetliler, hizmetçiler de var.

Çapkın erkek, diğer konaktaki güzel kadına kafayı takınca, bu dörtlü ve hizmetçiler arasında birbirinden komik olaylar gerçekleşiyor. O dönemin İstanbul yaşantısı da romanın keyifli bir yönü.

İnsanların zaaflarını, uyanıklıklarını anlatan, okunması mutluluk veren bir roman.

Not:3/4

18 Kasım 2017 Cumartesi

MİTOLOJİ/FELSEFE



KELT MİTLERİ VE EFSANELERİ

Thomas William Rolleston

Kelt ırkına ait dinleri, efsaneleri, mitleri, masalları anlatan kitap bir klasik, yaklaşık yüz yıl önce yazılmış.  Çevirmeni de son yılların üretken çevirmeni Şaziye Çıkrıkçı. İlya Yayınevi. Not:3/4

VAMPİR HİKAYELERİ

Sir Richard F. Burton

Bu ilginç klasikte Hindistan vampir hikayeleri derlenmiş. Efsaneler, masallar, gizemli, sihirli olaylar, kral Vikram etrafında toplanıyor. İlya Yayınevi. Not:3/4



ÇÜRÜMENİN KİTABI

E.M. Cioran

Ünlü yazarın en ünlü kitabı. Bu felsefe kitabında hayata yaşama insana dair denemeler var. Ancak, kitap, karanlık, ölüme dönük ve kötümser. Yine de yirminci yüzyılın en önemli varoluşçu eserlerinden. Ancak, okunması zor. Metis Yayınları. Not:3/4

16 Kasım 2017 Perşembe

ODYOMETRİ



Başladık mı geyiğe. Senin baban neci? Pilotes. Annen? Pilates hocası. Ay ne güzel yaa, pilotes ile pilatesin kızı. Sen ne olcan büyüyünce? Polis, öğretmen, doktor olcam ama böyle giderse okul hayatım ancak sağlık meslek yüksek okulunu bitirip odyometrist olurum, donyağı gibi.

Donyağı ne yaaa? Ya babaannem hep der işte, donyağı gibi her yerden çıkma. Babaannemin lafları meşhurdur. Mesela, heyheylerim tuttu, zolilerim tuttu, asaplarım bozuldu. Şaşırınca der, hayreti mucip, hayreti uzma.

Bizim babaannemiz zengin ve soylu değil tabii ki. Sıradan bir babaanne. Babaanne gibi babaanne. Boğazda vilyası yok, İtalya veya Fransa’da villaya villa derler ama bizim ülkede vilya diyorlar. Vilyasında Sisley ve Ayvazovski orjinalleri yok. O sıradan bir yüksek ilkokul mezunu. Düz liseyi bitirmiş, nakışlısını değil.

Bizim babaannemiz Bolşoy balesini izlerken çekirdek, fıstık yer, açıkhavada yani. Geçen yaz Alaçatı’da öyle yapmıştıydı. Öndeki oturan kızlar demiş ki babaanneme, siz galiba Bolşoyu her zaman izliyorsunuz, biz bu baleyi görmek için Ankara’dan geldik. Yani demek istiyorlar ki, çekirdek yemeyin ayıp oluyor. Babaannem de bakmış kızlara, anlamaz anlamaz, hoşgeldiniz, demiş.

Ama zencefil, limon kabuğu, yasemin, akşam sefası kokularını sever. Denize girince balıklara dünden kalmış ekmekleri, pideleri verir, besler onları.

Bizim kızlardan biri yabancı bir oğlanla evlendi de, yani babaannemin deyişiyle, ecnebi biriyle evlendi de, şimdi oğulları oldu, babaannem diyor ki, napcaz şimdi ya, sünnet düğünü olcak mı ilerde? Bayramlarda gelip elimi öpcekler mi?

15 Kasım 2017 Çarşamba

MEDYATİK HALLER



Sosyal medyada insanın başına neler geliyor.

Bir kızın snap’ini kırdım yanlışlıkla snap şifresini kırdım. Snapchat indirdim telefonuma. Gmail de var işte. Mailden girecektim snapa.

Snap şifremi unutmuşum. Yeni şifremi gönderdim gmaile. Geldi. Girdim yeni şifreyi. Bir başkasının snapine girdim nasıl olduysa. Snap benim snap değil. Kızın numarası, doğum tarihi görünüyor.

Numarasını aldım wadzapa girdim. Baktım kızın numarasına, fotosuna filan. Bir şey yazmadım. Onun da adı Derin’miş.

Baktım gmail adreslerimiz aynı. Olacak şey değil yani. Gmail iki kişiye aynı adresi vermez. Ya kız laf olsun diye sallapati açtı gmailini, ya da olmayacak bir yanlışlık oldu.

İlginç yani, gmail hesabı benim. Ama onun da aynı gmail hesabı. Böylece nasıl olduğunu bilmeden hacker olmuş oldum. Bir de wadzapta kim diye bakarken yanlışlıkla arama yaptım aman neyse ki kız dönmedi. Dönseydi diyecektim işte, böyleyken böyle.

14 Kasım 2017 Salı

HATIRLIYORUM



İnsan beyni tuhaftır işte. Neyi hatırlayacağını, neyi hatırlamayacağını bilmez. Olmadık anları hatırlarız ama bir zamanlar çok önem verdiğimiz insanları, olayları unutuveririz.

Bazılarımızın görsel hafızası güçlüdür ve onlar görmeden o insan hakkında bir yargıya varamaz. Bazılarımız isimleri unutur, bazılarımız kötü olayları. Bence, geçmişteki iyi durumları hatırlamaya eğilimliyiz.

Ben de mesela, yaşanmışlıkları unutmam. Geçmişe dayalı anıların en küçük ayrıntılarını bile hatırlarım.

Mesela annemin arkadaşlarından biri misafirliğe gelmişti bize yıllar önce. Her iki tarafın da iş güç telaşı, yaşam savaşı, gündelik hayat nedeniyle bir daha gelemedi o kız bize, bir türlü denk gelmedi bir daha, davet de ettik ama olmadı, gelemedi işte.

Annem de diyor ki evimize hiç ayak basmadı o. Ayıp valla diyor, herhalde üstüne düşmemizi istiyor, tekrar tekrar çağırmamızı. Ben de tamam evet uzun zaman oldu gelmedi dedim, ama gelmişliği de var bize. Öyle annemle polemiğe girdik, hayır gelmedi, hayır geldi diye.

Öyle bir kaptırmışım ki kendimi, nasıl derine indiysem yani,  anneme dedim, geldi,  perşembe günüydü, kayın validesi yoktu yanında.  Mavi elbise vardı üstünde, saçını kestirmişti,  lacivert far sürmüştü, gözlerinden tut çıkardığımız ikramlara kadar saydım. Çok komikti ama okadar ayrıntıyı anımsamam da ilginçti, yani şaşırmıştık.

13 Kasım 2017 Pazartesi

YA BAKLA YA BAKLAVA


İlkbahar genellikle alçaklardan başlar, yükseklere, tepelere doğru çıkar. Sonbahar ise yükseklerden, tepelerden, yamaçlardan başlayarak aşağı doğru iner. Yükseklerde yapraklar kızarır, sararır, ama alçak bölgelerde bu daha geç gelir.

Doğa başlar kızarmaya, yapraklar kızarır, İtalyan Sarmaşığı örneğin çok güzel kızarır. Bağlar da kızarır. Çeşit çeşit bağ ve üzüm vardır. Bazıları yüksektir, bazıları bodurdur bağ kütüklerinin. Bazıları sarıdır, bazıları kırmızıdır. Diyarbakır’da, Karadeniz’de, Ege’de hep farklıdır üzümler.

Karadeniz’de yanıye, toprak yanıye derler, yapraklar kızarınca. Ne güzeldir doğa ve doğa içinde olmak. Bir ülkede zeytin, nar, incir, üzüm, erik varsa o ülkenin sırtı yere gelmez derler. Zeytin ağaçlarına bakmak çok keyiflidir. Makilerin arasında da yabani zeytinler vardır. Narları görmek de insanı mutlu eder, sarı sarı ağaçlarda.

Hemen her şeyin reçeli yapılabilir. Domatesin, enginarın, acı biberin. Her yerde festivaller, şenlikler, olur. Zeytin, nar, incir, mandalina. Arazileri, tarlaları, bağları, bahçeleri görmek doğanın sihrini bizlere geçirir. Doğada temiz hava almak. Kargılar görürüz örneğin, bunları görünce anlarız ki yakında su vardır. Köylülerin kendilerini beslemesini bekleyen kediler, köpekler vardır ortalarda, güneş altında kedi köpek iyi de geçinirler.

Güneş altında toprak pırıldar, kayalar pırıldar. Bu pırıldama o toprakta demir olduğunu gösterir. Meşe ağaçları vardır yol kenarlarında, ceviz ağaçları. Yükseklikleri farklıdır meşelerin. Gövdeleri farklıdır. Çınaraltı ve akasya altı kahveleri vardır köy meydanlarında, köy ekmekleri.

Ama biz doğayı, kediyi, köpeği, mandalinayı genelde ya markette ya da rüyamızda görüyoruz. Dün gece bir uyandım bir tuhaf. Uyandım sanki kafamdan örümcek geçti de yüzümde ağ yapmış gibi sonra böyle saçımı başımı silkeledim böyle sonra yatakta böcek gördüm gibi sonra baktım yok iyice delirdim.

12 Kasım 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 3


Juana Molina-Lo Decidi Yo
Juana Molina-Un Dia
Pauwel De Meyer-Witches
Pauwel De Meyer-Woods
CryJaxx ft. Davi-N.S.N.
Romy Cave-Something Just Like This
Fuat Saka-Şimdi Ne Yapar?
Lorn-Acid Rain
Lorn-Anvil
Lusine-Just a Cloud
Paradis-Garde Le Pour Toi
Liz-All Them Boys
Deniz Tekin-Bende Bir Problem Var
Albert Cummings-Lonely Bed
JT Coldfire-She's Crazy
Emily Wells-Becomes the Color
Lindsey Stirling-Roundtable Rival
Lindsey Stirling-Shadows
Flaer Smin-Wish You Were Here
Last Of The Wilds-Nightwish

11 Kasım 2017 Cumartesi

YERALTI EDEBİYATI



Yeraltı edebiyatı bizde daha çok son yıllarda yaygınlaştı. Bu edebiyatın örnekleri, Ayrıntı ve Altıkırkbeş Yayınları tarafından yayınlanıyor çoğunlukla. Aslında eski bir edebiyat türü. Amerika’da ellilerden sonra öne çıkıyor. Beat, yeraltı, karşı kültür gibi isimleri var. Genelde toplum düzenini reddeden, asi sanatçılarla yayılmış. Ve yollara düşen, gezgin yazarlarla.

Bu edebiyatın örneklerinden bazılarını okudum son günlerde. Birbirine yakın oldukları için bir yazıda toparladım hepsini.

BALKON

Jean Genet’nin yazdığı tiyatro eseri. Genet, romanlarıyla ve oyunlarıyla ünlü Fransız sanatçı. Bu oyununda, bir evdeki insanlar yoluyla toplumun tüm kesimleriyle alay ediyor. Özellikle yönetici sınıfların ikiyüzlülüğünü göz önüne seriyor. Zamanını aşan eserlerden. Ayrıntı Yayınları. Not:3/4

KAZANAMAZSIN

Yer altı edebiyatının çıkış kitabı kabul edilen bu romanın yazarı Jack Black. Kendi türünde bir efsane ve gerçek bir yaşam. Ufak bir çocuğun büyüdükçe başına gelenleri, kötülükleri ve hapishane hayatını anlatıyor. Onca şeye rağmen kitapları da seviyor. Aylak Kitap Yayınları. Not:3/4

YERALTINDAN SESLER

1980’lerin dünyadaki müzik ortamını anlatan bu kitap bir derleme. Sonic Youth, Marc Almond, Nick Cave, New order gibi, müzikseverlerin tanıdığı isimler var. Sadece yoğun müzikseverlere. Altıkırkbeş Yayınları. Not:3/4

KARŞI KÜLTÜR ANSİKLOBEDİSİ

Her zaman düzene karşı çıkan gençlerin dünya üzerindeki yaşamlarını anlatan bu kitap, sanat, edebiyat aracılığıyla gençliğin başkaldırısını gösteriyor bizlere. SUB Yayınları. Not:3/4

8 Kasım 2017 Çarşamba

GÖRÜNTÜLER



Daha önce oturduğum evin salondaki büyük penceresi büyük ve boş bir tarlaya bakıyordu. Etrafı da tahta çitlerle çevriliydi. Çitlerin üzerine hep ala kargalar konar ve bağırırlardı. Akşamüstleri bu pencerenin önüne oturur ve kahve içerken uzun uzun hayallere dalardım.

Boş tarlanın ortasında büyük ve metruk bir ev vardı. Hep boştu. Bu ev ile ilgili hayaller kurardım. Bazen bir ortaçağ şatosu olurdu, Almanya’da. Bazen İngiltere’de bir kır evi olurdu. Bazen boğazda bir villa. Ya da Güney Fransa’da bir villa. Bağ evi. Bağlarda, cevizliklerde salyangozlar olurmuş. Bunları toplayıp güveç yaparlarmış. Salyangoza eskiler hohlus derlermiş.

Tarlaya bakarken bunun uçsuz bucaksız bir doğa parçası olduğunu düşlerdim. Lisede beden öğretmenimiz oryantiring diye bir ders anlatmıştı. Doğada yön bulma. Sincaplar, yengeçler arasında yön bulmaya çalıştığımı hayal ederdim. Beden öğretmenimiz isimlerimizi hep unuturdu. Ben de çok kızardım, nasıl unutur diye. Şimdi ben de onun adını unuttum ama oryantiringi unutmadım.

İç hayatı farklı dönüyor herkesin. Mevsim değişiyor. Mevsime alışma süreci oluyor. Bir çeşit iyileşme süreci gibi bu. Ruhen, psikolojik, fiziksel. Hayatını daraltıyor insan. Herkesin hassasiyeti birbirinden farklı oluyor. Uzun uzun boş kalmak istiyorsun mesela. Yine de insan boş oturamıyor. Şunu halledeyim, bunu halledeyim, diyor.

Rüzgarı hissediyor insan, havanın basıklığını. Gri, rüzgarlı bir hava, ara ara yağmur çiseleyen. Düz yeşillik, aralarda yollar. İleride bir ev, oraya gitmeye çalıştığın. İyi hisler, hoş hisler, söylenince sanki olumsuz bir hava da veren. Böyle bir görüntü işte. Sevdiğim bir görüntü. Belki bir bilinçaltı yansıması.

Ya da belki o boş tarladaki o boş eve gitmek istiyorum. Ben taşındıktan sonra o ev balık restoranı oldu.

31 Ekim 2017 Salı

BAY PİLOTUN KALBİ



Suri Hati Mr. Pilot

16 bölümlü bir Malezya dizisi. Sevimli ve sürükleyici bir romantik dram. Yumuşak, hafif ama çekici.

Dizinin çevirisi de eğlenceli. Çevirmen araya girip parantez içinde tepki gösteriyor. Kızıyor, destekliyor, yorum yapıyor. Doğru değil yaptığı ama şirin de.

Başı kapalı ve açık kızlar bir arada mutlulukla yaşıyor. Bazen kendi dillerinde bazen İngilizce konuşuyorlar. Dizi temiz, düzgün. Abartı yok.

Odak noktası bir kız ve bir oğlan. Kız, evlenme aşamasında iken vazgeçiyor ve evinden, ailesinden uzaklaşıyor iki yıl. Dönünce bir pilotla tanışıyor. İkisi arasında inişli çıkışlı bir ilişki oluyor. Bu ilişki çeşitli boyutlarda uzun yıllar sürüyor.

İkisinin de eski arkadaşları bu ikiliyi ayırmak istiyor, birçok oyun oynuyorlar. Kıskançlık, güvensizlik nedeniyle devamlı araları açılıyor.

Birbirine benzer diziler izlemekten sıkılanlar için. Bu diziye benzer konuda fazla dizi yok. 

30 Ekim 2017 Pazartesi

GENÇ BİR ŞAİRE MEKTUPLAR



Rilke

Aralık Yayınları

Rilke, Alman şiirinin en önemli şairlerinden. Çok sayıda kitabı olan sanatçının en tanınan kitabı da Duino Ağıtları.

Bu kitabı onun mektuplarından oluşuyor. Kendisi de bir zamanlar askeri okul öğrencisi olan şaire, yine onun okulundan daha yeni bir öğrenci mektup yazar. Yeni öğrenci de bir şair olmak istemektedir. Bir bakıma ondan öğüt ister.

Rilke de yanıt verir ve mektuplaşmalar başlar. Rilke, yeni şairin şiirlerine eleştiri getirmez ama şiir hakkında, sanat hakkında düşüncelerini yazar. Rilke’nin mektupları alçakgönüllü. Kendisi bile sanatının farkında değilmiş gibi.

Rilke, hayatını edebiyata adamış bir sanatçı. Yazmaktan yaşamaya zaman bile bulamamış. Kitaplarından hiç kazananmış neredeyse. Hatta, yayınevleri ona kitaplarını vermediği için, kendisi de parasız olduğu için kendi kitaplarını bile alamıyor.

Hastalık, parasızlık ve derin bir yalnızlık yaşayan bu büyük sanatçının dünyasına girmek için büyük fırsat.

Not:4/4

27 Ekim 2017 Cuma

DERT DİNLEME UZMANI


Adalet Ağaoğlu

Everest Yayınları

Adalet Ağaoğlu, Türk Edebiyatının en iyilerinden ve aynı zamanda belki de yaşayan en önemli edebiyatçımız. Ankara Radyosu ile başlayan sanat hayatında, romanlar, öyküler, oyunlar, anılar yazdı.

Yaşlanmasına rağmen hala çok verimli olan sevgili yazarımız, sürekli olarak yazmaya devam ediyor. En tanınmış eserleri, daha sonraları Dar Zamanlar adını taktığı üçlemesi, Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır. Bu romanlarında altmışlı, yetmişli, seksenli yılları anlatıyordu yazar.

Uzun yıllar sonra, bu üçlemeye devam etti yazarımız ve bir dördüncüyü yazdı. Dert Dinleme Uzmanı. Bu roman da günümüzde geçiyor. Direk olarak üçlemenin devamı değil bu. Üçlemeyi anımsatan yerler de var, göndermeler de var, ancak, kendi içinde bir roman.

Bu romanın dili mizah. Başkahraman kendisinden konuşurken bile yapıyormuş, gidiyormuş, geliyor muşuz diyor.  Üçlemede kahraman Aysel idi, bu romanda yok. Ama yine aydınlar var. Bu kez, kahramanımız,  bir yayınevi editörü. Editör, bir yazara bir defter bırakıyor. Yazar da bu defteri bize okuyor.

Defterde, editörün hayatını okuyoruz ve ülkemizin bir portresini. Her zamanki gibi bir Adalet Ağaoğlu ustalığı.

Not:3/4

26 Ekim 2017 Perşembe

HAYAT İŞTE



Bera, üniversitede sekreter, genç ve güzel bir kızmış. Bir gün arkadaşlarıyla öğle tatilinde yakınlardaki bir kafede kağıt bardakta üçü bir yerde kahve içerken, adamın biri Bera’ya göz koyuyor, izliyor sürekli, giriş çıkışta karşısına çıkıyor, Bera hiç konuşmuyor.

Adam, iki akrabasıyla kaçırıyor bir gün onu, arabayla Assos’a gidiyorlar. Orda adamın bir akrabasının evinde kalıyorlar. Adam hiç dokunmuyor Bera’ya. Ailesi ayağa kalkıyor tabii ki, ağabeyi soruyor soruşturuyor, buluyor kızkardeşi ile adamı, Assos’ta.

Yanına alıyor ve İstanbul’a dönüyorlar. Adam evlenmek istiyor ısrarla, Bera da kabul ediyor, evleniyorlar. Adam nakliyeci, çingeneymiş bir de. Oğulları oluyor.

Zaman geçiyor, Bera, iş arkadaşı Nazmiye ile kocasının ilişkisini öğreniyor. Üstelik, Nazmiye ile aynı odada çalışıyorlar. Bera, Nazmiye ile kocasını, evde kendi yataklarında yakalıyor.

İşyerinde, Nazmiye’nin boğazına sarılıyor, tutuyor, sıkıyor, tehdit ediyor, öldürürüm seni diyor. Onu hiç affetmiyor. Nazmiye’yi Ankara’ya tayin ediyorlar. Bir süre sonra, kocasının çapkınlıkları devam edince, boşanıyorlar. Adam hemen evleniyor bir daha. Bera, bir daha evlenmiyor, bir daha mutlu da olamıyor.

25 Ekim 2017 Çarşamba

ERGENLİK AŞKLARI



Lise günlerinde utangaçlıktan çok çektim, hani gölgesinden bile korkanlar olur ya, aman kimse beni kimse görmesin, fark etmesin. Utangaç, sessiz olunca işte herkesle içimden arkadaş oluyordum, konuşuyordum. Aşklar da hep platonik olurdu tabii ki.

Sessiz, utangaç insanlar için hayat hep zor olur. Olur ya herkesin kankası filan nerdeee, kız kanka, erkek kanka. Birileri ile tanışırdım tabikide okulda. Bir dolu öğrenci yani normal bir şey bu. Birisi ile tanışırsın ya saatlerce konuşursun. Böyle bir şey olmuştu. Ertesi gün de en yakın arkadaşımın kardeşinin doğum günüydü. O saatlerce konuştuğum çocuku ilk günden satmıştım.

Doğum gününü sahilde kutlamıştık, tahtadan banklar vardı, kütüphane de çok yakındaydı, pasta arttı, artan pastadan kalanlardan ona götürmek istedim, kütüphanedeydi o.  Kısa yoldan gideceğime kütüphaneye, uzun yoldan gittim, pasta eridi. Çocuk, kapıya geldi, ben ağlıycaktım pasta eridi diye, oğlansa kafasını eymiş gülüyordu. Çok uzun da.

Ellerini dizlerinin üzerine koyup eğildi, bana bakıp gülümseyerek, ama ben bunu kütüphanede yiyemem ki, dedi. Ben sinirlenip şurda bir yerde ye diye kızdım, o ise ne kadar sakindi, kafasını eymiş, sanki bir anime karakteri gibiydi.

Sonraki gün, birlikte kütüphaneye gidecektik ama başka kanka olduğu kızlarla da gitmeye anlaşmış, ben sinir oldum, çantamı aldım önden kütüphaneye gittim, karşıdan çocuğun biri bana bakıp duruyor, o çocuğa sinirle baktım, on dakika sonra o konuştuğum çocuk geldi, o bana bakan çocuğun arkasında durmuş, sonra bana seslendi, çok korktu o çocuk bizimkinden, konuştuğum çocuk kütüphanenin başka bir bölümüne geçip çalışacakmış, ben de arkasından o gittiği bölüme gittim kütüphanenin, bir şeyler söylemek için. O ise beni azarladı, etrafa baktım, onun sınıfından öğrenciler vardı, herhalde o nedenle böyle kaba davranmıştı ama ben çok üzülmüştüm.

Aradan bir saat sonra yanımdaki kız arkadaşımla ders çalışırken arkadaşım az arkasına döndü, ben de döndüm bir de ne göreyim, o çocuk kız kankaları ile konuşuyor, sırtında da çantası vardı, giderken kızlara haber verdi ama bana vermedi, çok kırılmıştım, öbür gün ona mesafeli davranacaktım ama nasıl olduysa gönlümü aldı. Sonra o gün kız arkadaşıyla tanıştım. Meğerse kız arkadaşı varmış. Sonra kız bizim dershaneye yazıldı, kalbim acıyordu kızı görünce.

23 Ekim 2017 Pazartesi

GÜLAŞ


Gülaş, gül aş, gül renkli, kırmızı yemek anlamında, eski bir Türk yemeği. Domatlı et de deniyor.

Malzemeler:
Yarım kilo kuşbaşı et
Bir kilo olgun domates
Bir büyük soğan
2 tatlı biber

Yapılışı:

İstenirse acı da konabilir veya baharat. Piştikten sonra üstüne tuz, karabiber, kekik konuyor. Yanında bir şey yenmiyor. Sadece et ve ekmek. Belki siyah zeytin de yenebilir.

Eti onbeş dakika kadar çok az yağda kavuruyoruz. Buna, mühürleme deniyor. Kendi yağında, yapışmasın diye. Daha sonra da kaynamış su ilavesi ile et, yumuşayıncaya dek pişirilir.

Ayrı bir yerde, az yağın içinde soğan, biber, domates, hepsini beraber, krem haline gelecek şekilde pişiriyoruz. Azcık salça da koyabiliriz.

Bu iki karışımı bir araya getirip beş on dakika pişiriyoruz ve en sonunda içine tuz, karabiber, kekik ekliyoruz. İsteyen acı biber de koyabilir.


22 Ekim 2017 Pazar

15 YEARS OF WAITING FOR MIGRATORY BIRDS



Aşk, arkadaşlık üzerine sevimli bir Çin dizisi. Şimdilik bir sezonu bitti.

Temelde dört arkadaş. İki kız iki erkek, çocukluklarından beri arkadaşlar. Kızlar da oğlanlar da iyi çocuklar.

Ağırlık kızlardan Li Li’de. Lili, biraz umursamaz olan oğlan Pei Shang Xuan’a aşık ve bu aşkı yıllarca devam ediyor. Kore isimlerini anlamak, ezberlemek zorken Çin, Japon, Tayvan dizilerinde de isimleri anlamak ve akılda tutmak zor oluyor.

Dizi genelde eğlenceli ve komik ilerliyor. Sevimli arkadaşlıklar ve romantizm. Li Li, göçmen kuşları izlemeyi seviyor. Dizinin en hoş yanı bu. Ancak, sonra hüzün de başlıyor. Ve dizi soru işaretleriyle bitiyor. İzleyenler kendi sonunu yazıyor. Mutlu sonu düşlemek daha iyi geliyor.

Li Li, uzun yıllar, yaklaşık 15 yıl boyunca oğlana aşkını söylemiyor. Oğlanın kendisine gelmesini bekliyor. Bu nedenle, öncelikle onu seviyoruz dizide. Aşık olsa da onunla arkadaş da olabiliyor.

Romantik dramları sevenler için ideal dizi. Gülmek ve ağlamak isteyenler için. 

21 Ekim 2017 Cumartesi

TUHAF



Son dönemin iddialı edebiyat dergilerinden. Yazar kadrosu ve destekleyenler tanınmış isimler.

Tarık Tufan, Ahmet Mümtaz Taylan, Mehmet Turgut, Ara Güler, Gündüz Vassaf, Hakan Günday, Mehmet Yaşin, Selim İleri, Irmak Zileli, Ahmet İnam, Yekta Kopan, Ali Nesin, Zülfü Livaneli, Mehmet Güreli, Ülkü Tamer, Tayfun Pirselimoğlu, Selahattin Duman, Nebil Özgentürk, Barış Pirhasan, Yiğit Bener, Mercan Dede, son sayıya katkı yapan popüler isimlerden bazıları.

Ayın dosyası, herkesin sevdiği Füruğ Ferruhzad. Livaneli’nin de belirttiği gibi o da kanadı kırık kuşlardan, kaba hayatı kaldıramayanlardan. Bunun yanında, MFÖ, Etgar Keret, Reşat Nuri’nin Akşam Güneşi, Guiilermo Del Toro, Alberto Manguel, son sayının diğer ilginç kesitleri.

Ayrıca, şiir, deneme, öykü, anı yazıları da bulunduruyor. Bu kadro ile daha çok eskilerin bulunduğu bir dergi olmuş.  Sürekli çıkar da bozulmazsa edebiyatseverler için değerli bir dergi olacaktır.

Çoğalsın dergiler, kitaplar, azalsın cehalet.

Dergiden not: "Umut, gerçeğin reddedilişidir-Schopenhauer"

20 Ekim 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 2



Hollow Coves-The Woods
Jessie Ware-Alone
Chanmina-My Name
Ümmüşen-Gönül Geçmiyor
Louis Armstrong-A Kiss to Build a Dream On
Cat Stevens-The Wind
Frero Delavega-Quand Je Serai Un Grand
Thom Yorke/PJ Harvey-This Mess We're In
Kodaline-Brother
Rafet El Roman-Seni Seviyorum
Joy Williams-Sunny Day
Selena Gomez-Same Old Love
Deniz Tekin-Gelir miyim?
Hande Yener-Kim Bilebilir ki Aşkı?
Madeleine Peyroux-Between the Bars
Elliot Smith-Alameda
Elliot Smith-Miss Misery
Elliot Smith-Baby Britain
Pink Martini/The Von Trapps-Gong Xi
Kendrick Lamar-DNA
Little Mix-DNA